PAYLAŞ

Gezi blogları ve onları hayata geçiren seyahat bloggerları ya da seyahat yazarları onbinlerce içerik yazıp, milyonlarca fotoğraf ve videoyu sosyal medya da kitlelere ulaştırıyorlar. Peki uzaktan hoş gelen tüm bunları gerçekleştiren gezi blogları dediğimiz bu dünyanın içerisinde nasıl bir ruh hali var hiç merak ettiniz mi? Ben merak ettim ve kendi kendime sordum Gezgin Kimdir ? diye.. Okumaya devam edelim öyleyse..

Gezgin Kimdir? Gezi Bloggerlarının Ruh Halleri

Ülke ve kültür olarak, ötekileştirmeyi öylesine benimsemişiz ki!

Belirli kültür seviyesine erişmiş, açık ve ileri bir dünya görüşü taşıdığına inandığımız, kendilerine koyulan sınırlara karşı koyan, hayatına dünyaları sığdıran seyahat düşkünü insanlar topluluğu bile, zaman zaman birbirine çok uzak düşüyor.

Öyleki; kimine göre birinin maddi imkanlarının iyi olması gezgin olmanı engelleyen önemli bir neden iken kimine göre de sırt çantasını sırtına takıp turlayan biri, ne yaptığını bilmeyen, hedefsiz dolaşan gençlik isyanındaki bir ergen olarak değerlendiriliyor.

Bazıları yolculuklarında uçak kullananı bile aşağılarken, bazısı da uzun uzun yürüyerek seyahat etmeyenden birşey olmaz diye yapıştırıyor karşı tarafa.

Amerika’da, iş için yurt dışına çıkıp gezgin ruhu ile onca işi arasında planladıklarını gerçekleştirip bunları paylaşan bir blog yazarı dünyanın en iyi seyahat yazarları arasında gösterilirken, kendine gezgin etiketi yapıştırmış, işinden gücünden uzak olan duayen(!) bunun, yani gezgin olmanın ilk şartının “işini bırakmak” olduğunu ve ancak böyle gezgin olunabileceğini söylüyor.

Yirmili yaşlarda nedeni belli olmayan bir şekilde işini bırakan, kendini “kariyerini yarıda bırakmış bir beyaz yakalı” olarak “ferrarisini satan bilge” kıvamına sokuyor. Yaklaş yaklaş bak ne diyeceğim sana “Yahu senin hiç bir zaman Ferrarin olmadı ki!”. Ha bir de kuzum, hele bir söyle bana “Sen hiç gördün mü üç kulaklı bir adam?”

Birileri de otellerde kalanları neredeyse afişe edip, yuhalatacak derecede bağırıyor dört bir yanda. Gezgin ya! Nasıl otelde kalırsın yahu?

Bazısı da sokak sokak şehir gezmenin, koklamanın, yerelleşmenin, sadece çok uzak coğrafyalarda yapıldığında ilgi çekeceğini düşünüyor. Kendi şehrinde bir yemeğin “nasıl?” kısmıyla uğraşmamış olanlar, 5 bin kilometre ötedeki pilavın tadını eleştiriyor dört bir yanda.

Gezmek Özgürlüktür.. Nasıl Olduğunu Boşver Artık!

Dünyada ve ülkemizde yalnız gezenler var, ailesiyle gezenler var. Çocuğunu sırtlayıp binlerce kilometre yapanlar var. Yüzbinlerce dolar harcayıp lüks teknesiyle dünyayı gezenler var. Coğrafyanın, ulaşıma engel olduğu noktalara helikopter tutup paralar döken ama aslında amacı sadece “orada bulunmak” olan gezginler var. Hiçbir yere gidemediği için yaşadığı şehri, semti, mahalleyi dolaşanlar da olduğu gibi!

Bunların ortak yönleri ruhları! İçlerindeki özgürlük hisleri. Dünyayı bakmanın yanında, görüp “yaşamak” dileklerinin olması.

Özgürlüğün uçsuz bucaksız fırsat sunduğu seyahat gibi özel bir durumu, günlük hayatın kavgalarına, yarışlarına, rekabetlerine çekip durmanın ve en iyi, en fedakar kavgasına tutuşmanın ne anlamı var?

En İyi Gezgin Kimdir Gerçekten?

Kim en iyi gerçekten sana göre?

Aylarca çalışıp 15 günlük tatilini yıl boyu planladığı şekilde şehirleri, dağları, ormanları, sahilleri keşfe çıkanlar mı senin için en fedakar olanlar? Yoksa sana göre bütün hafta çalışıp, hafta sonu denilen bir gününü doğaya harcayanlar, bir günde 20-30 kilometre yürüyüp, oraya buraya tırmananlar ve sabah yeniden işlerine gidecek olanlar zaten gezgin bile sayılmazlar mı?

Belki de işin mistik yönünü arıyorsundur ve işlerini güçlerini bırakıp dünyayı gezenlerin olaya farklı bir boyut kattığını düşünüyorsunudur?

Gezgin Kimdir

Sahi hangisi daha iyi ben de merak ettim bak şimdi? Çantası daha ağır olanlar mı? Ama yok, onlar sana göre tecrübesiz olmalılar. Tecrübeli olanın çantası daha hafif olurdu değil mi?. Evet evet , en iyi sanırım o olmalı, yani sana göre.. O da mı değil?

Gel biraz konuşalım seninle. Artık boşver, arama iyiyi falan. Bu bir oyun, bir yanılgı sadece. Olan tek şey, senin kendi egonun labirentlerinde kaybolmuş olman. Hepsi sadece bu kadar!

Daha önce bu işin tabiri caiz ise adeta bir “sidik yarışı” halini alıp “kim daha uzağa ……” şekline dönüşmesinin tatsızlığına dikkat çekmek için birşeyler karalamıştım. İşte o birşeyleri, işin daha da “B.ku çıkmaması” adına bu defa bu hale getirdim. Kimbilir belki de işe yarar bu defa!

Şimdi senden bir isteğim var. Biraz rahatla ve hatta yavaşla. Söyleyeceklerimden alınma. Yanılgılara kapılıp herhangi birşey olmayı kendi tekelinde gören, şartlarını ve kurallarını kendi koymuş sanan ve o egolarıyla yaşayan insanların garip ruh hallerine girme. Ötekileştirmek denilen şeyi bu ülkede fazlasıyla yapıyorlar zaten. Senin anlaman gereken, bu işin ötekisinin olmadığı..

Çünkü biz öyle çokuz ki! İnsanız biz. Doğamızda var özgür olmak. Ve hala öylesine “insanlar ki!”

Neyin ne ile, kimin kim ile farkı şudur budur diye mırıldanmayı bir kes, biraz yorum yapmayı hele bir bırak, sen de biz de rahatlayalım artık!

Bak dostum! Senin kurallarını koyduğun ve ne yazık ki istediğin gibi insanlardan oluşan bir “kurum” değil bu “gezgin olmak” durumu. Ha! Yok arkadaş! “O zaman ben yokum” diyorsan o da olur bize. Unutur gideriz seni.

Sadece derim ki; “Gezginlerin bir arada olduğu bir ‘kalabalık’ olmak yerine, gezgin ve özgür birer ‘insan’ olalım. O bize yeter.”

Gezgin kimdir sorusu

Şimdi bir daha sorayım sahi Gezgin Kimdir?

Booking.com

10 YORUMLAR

  1. Bir çırpıda okunan, her zamanki, her sohbette, her satırda olduğu gibi anlatan, derdini belirten ve öğreten bir yazı olmuş. Alacağımı alırım ben de her vermeye çalışılan gibi.

    Bu biraz gezginlikten bağımsız yayıncılık kısmıyla da birleşiyor işin. Alkış, takdir, beğeni, aile eş dost övgüleri küçüğe sosyal medyada, büyüğe blogda, daha büyüğe gazetede, dergide, televizyonda bir şeyi ispatlama ve daha çok beğendirme derdi ile birleşiyor galiba. Kızmak, kuru eleştirmek bir tercih, onun yerine anlatmak ve/ya yazmak ikincisi. İkincisini tercih ettiğin için teşekkürler Erkut Özen.

  2. Gerçekten benim de duygularıma tercüman olan bir yazı olmuş, eline sağlık. Gezgin olmanın standartlarını, kurallarını belirlemek yerine, her gezginin kendi yoğurt yiyiş tarzı oluşuna, ve hiçbir gezginin hikayesinin bir diğeriyle aynı olmayışına büyük bir zenginlik olarak baksak olmaz mı? Ben de Tale Blog’da bu konu etrafında bir yazı yazmıştım, okuyucuların ilgisini çekebilir: http://www.tale.company/blog/2015/2/22/nereden-geliyor-bu-degirmenin-suyu

  3. Olmaz:)
    Bir kere işi gücü bırakmadıysan, sırt çantan yoksa, eskaza hostelde değil de otellerde konaklıyorsan, hele hele de turla falan gidiyorsan bittin sen. Sakın konuşma, ağzınla tuş tutsan “gezgin” mertebesine ulaşma şansın yok.
    Hepimiz Into the Wild’ın Christopher’i gibi bu uğurda gemileri yakıp ölmeyi bile göze almalıyız yoksa olmuyor, İstersen dünyanın öbür ucuna git…
    Çünkü bazılarımız kendimiz için değil de başkaları için, “en iyi en zor ben geziyorum” u ispat etmek için geziyoruz adeta. Hadi bu işi bir tür ticarete çevirmeyi düşünenleri anlarım da diğerlerine ne oluyor anlamış değilim.
    Bir de “gezmek özgürlüktür” cümlesi size de çok havalı ama içi boş gelmiyor mu? Ne zaman bu cümleyi duysam aklıma Schengen için topladığım belgeler gelir ve gülümserim…
    Özgürlük daha büyük bir şey, daha önemli bir şey.
    Gezmek ise sadece gezmek…
    Harika olmuş, ellerine sağlık.

    • “Gezmek Özgürlüktür” cümlesinin harekete geçiren ve fikrin verdiği özgürlüğü seviyorum. Diğerleri işin zorlukları, güçlükleri, karşına çıkacak engelelr v.s. Yoksa tabii ki Schengen evrakları var hatta ondan daha önce “para” var miktarını bilmem ama işe yarayan.
      Çok teşekkürler, hem okuduğun hem de değer verip yorumladığına.. Eline sağlık..

  4. Hic bir eylem hic kimsenin tekelinde olmamali, olamaz da…
    Hele ki seyahat etmek gibi tamamen kisisel bir eylem adina sozlerinizde sonuna kadar haklisiniz. Nerede, nasil seyahat edildiginin, nereye gidildiginin en ufak bir farklilik yarattigina inanmiyorum insanlar arasinda. Onemli olan gittigin, kaldigin yerler, yedigin ictigin degil surecin ta kendisi. Belediye otobusu ile sehrini kose bucak kesfetmek ile yelken acip okyanuslari asmak arasinda zerre fark yok teknik olarak. Mesele gecen surenin kisiye, kisinin cevresine kattiklari. Bunun farkinda olundugu vakit hersey daha anlamli ve bir cok takinti ise cok anlamsiz geliyor.

    Dunyanin bir cok noktasini ilk kesfedenlerin son derece zengin olmalari konusunu da dusunmek gerek. Amudsen kutuplari kesfetti de gezgin degil mi sirf zengin diye? Oradan oraya goceden cingeneler mi en buyuk gezgin sirf yoksul hayat yasiyor, cadirlarda, sokaklarda yatiyor diye.

    Ayrimi birakip yasadiklarimizi, deneyimlediklerimizi paylasmak gerek. O zaman seyahatin asil anlami ortaya cikacaktir.

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here