Yaşadığımız şehirleri keşfetmek konusunda elimizden geleni hiçbir şekilde yapmadığımızı düşünüyorum. Dünyada veya ülkemizde birçok yere seyahat planları yaparken, yaşadığımız şehirleri devamlı erteliyoruz. İstanbul gibi haftalarca gezilse bitirilmeyecek bir şehirde dışarı çıkıp, sokağa düşüp, şehre karışmak bile keşfetmek sayılabilir. Bu hafta en bildiğimiz yerlerinde bir Hafta Sonu İstanbul Gezisi yapalım mı? İstanbul gezi rehberi için nefis bir içerik daha oluşturalım. Ne dersiniz?

İstanbul Gezi rehberi – Hafta Sonu İstanbul Gezisi

Kısa bir hafta sonunda, İstanbul’un neresinde yaşadığınızın öneminin olmadığı, küçük sırt çantanızla hem yürüyüş yapıp hem deniz havası alıp hem de şehri şöyle bir tadıp koklayabileceğiniz küçücük detaylarla kısa bir program İstanbul gezi reçetesi aktarıcam size. Alın, ekleyin, değiştirin veya tamamını kendinize göre organize edin. Önemli olan aşağıdaki rota ve program değil, içinizdeki gezgini uyandırıp gözlerimizin önündeki perdeyi kaldırmak.

Günlük yaşamın hızında her gün gördüğümüz ancak tadını çıkaramadığımız öyle yerler var ki! Bazen “Nasıl olsa burada yaşıyorum, her zaman gider, istediğim gibi gezerim” bahaneleri yüklü düşüncelerimiz, bazen de “Her gün önünden geçtiğim gördüğüm yerlerin neresini gezeyim!” umursamazlığı ve vurdumduymazlığımız önümüze görünmeyen engeller koyup duruyor.

Vapur ile Karaköy’e geçiyoruz

Ben Anadolu yakasında oturuyorum. Bu nedenle rotayı kolaylaştırmak veya zorlaştırmak için bir çok seçenek deneyebilirim. Ama ben içine kısa yürüyüşler ekleyip, yolu uzatmayı ve biraz daha zaman harcamayı tercih ettim.

Vapurlar bence İstanbul’un en önemli simgelerinden biri. Kente anlam, duygu ve hava katıyorlar. Nostaljik yönleri de yok değil ama bir şehrin marka olması için yakalanmış, doğal ve nefis bir simge olmuşlar İstanbul’a. Bu nedenle rotaya günlük yaşamın içerisinde defalarca binilse bile bir vapur seyahati eklemeyi istedim. Çünkü bu rotada önemli nokta, gündelik hayatta yaptıklarımızı görmek, hissetmek. Hani moda deyimiyle farkına varmak diyelim hatta!

Önce metro ile ulaştığım Kadıköy’de vapur iskelesine doğru kısa bir yürüyüşle Karaköy – Eminönü iskelesine vardım. Karaköy vapuruna binmek için birkaç dakika bekledim ve kapılar açılınca vapura geçtim. (Eminönü tarafı, tarihi yarımada üzerinde rotalara yol açacağından veya Haliç yönünde fotoğraf yollarına girileceğinden iştahımı kabartabilir ve programı uygulayamam endişesiyle(!) Karaköy’e gitmeyi tercih ettim.)

Vapur’da eğer hava da müsaitse ya da şartları zorlasanız bile üst kata çıkın ve açık havada oturun. Denizin, o enfes Haydarpaşa garının, Kız kulesi’nin, Sarayburnu’nun manzaraları ile boğaz havasının tadını çıkarın. Eminim uzun süredir böyle bir nefes almadınız. Bu yarım saatlik yolculuğu, yirmi dakikada bir olan seferleri ile fazla bir bekleme yapmadan tam bilet 2,45 TL’na gerçekleştirebilirsiniz. (aktarmalarda 1,75 TL-1,60 TL. v.s devam ediyor)

İstanbul gezi rehberi

Karaköy’de Birkaç Dakika Etrafı Seyredin

Karaköy iskelesi pek çok şeydir benim için. Küçüklüğümde İstanbul anlatımlarının “karşı” kavramının ana noktalarından olan bu iskele, aynı zamanda Galata Köprüsünü en güzel gösteren “seyir” noktalarına da sahiptir. Babamın elini tutarak geldiğim Karaköy’de fast food zincirlerinin isminin bile bilinmediği dönemlerde ilk hamburgerimi yediğimi hala unutmam.

Karaköy son yıllarda öylesine farklılaştı ki, eski halini yansıtan tek tarafı vapur iskelesinden indikten sonra elektronik eşyalar ve saat gibi ürünler satan dükkanlarla resmi dairelere ait binalar oldu. Karşıdan karşıya geçmek için kullanacağınız yılların emektar yeraltı çarşısı ve tabii ki tünel girişi hala Karaköy’ün simgelerinden. Çevresindeki kalabalıklığa rağmen kendini göstermeye çalışan Galata Kulesi ise Karaköy’ün emektar evsahibi.

İstanbul’da geçireceğiniz bir hafta sonu turuna ekleyeceğiniz bir Galata Kulesi gezisi de oldukça keyif verecektir. Galata Kulesi gezisi ile ilgili yazımı buradan okuyabilirsiniz.

Karaköy’de şöyle bir durup etrafı seyretmek, ismi ünlü kendisi sonra yapılmış olan Galata köprüsünde oltalarını denize salmış insanların umutlu gözlerine tanık olmak ve Eminönü iskelesi ile Karaköy iskelesi arasındaki deniz taşıtlarının trafiğini seyretmek için bir on dakikanızı burada mutlaka ayırın. Hatta o vapurda aldığınız nefesten bir de burada çekin içinize.

Her gün buradan geçip, işinize okulunuza mı gidiyorsunuz? Haftada bir kaç kez buraya yolunuz mu düşüyor? İşte bu, ilk defa geliyormuşcasına bir fırsat size! Görmediklerinize bir bakmaya çalışın Yani bu defa çevrenize sadece bakmayın! Görün, hissedin, seyredin ve yaşayın. İnanın yıllardır görmediğiniz o kadar çok şey var ki etrafta!

Karaköy’den Tophane ve Fındıklı’ya

Şimdi devam ediyoruz. Küçük çarşının dükkanlarının arasından Beşiktaş yönüne doğru kıvrılıp yürümeye başlayalım hadi.

Biliyorsunuz Karaköy’ü, şehir yaşamının sekmelerinde başka sınıflara taşıyacak keşifler için geçen süre uzun yıllar aldı. Birkaç senedir açılan mekanlarla harika çekim noktaları oluşturuldu. Birbirinden şık ve keyifli kafe-restaurantların bulunduğu sokaklar Karaköy’ü artık geçip gidilecek değil, vakit geçirilebilecek bir İstanbul noktası haline getirdi. Dilerseniz Beşiktaş tarafına giden ana yol üzerinden devam edebilir veya önce birşeyler yudumlamak için bu mekanların birinde biraz zaman geçirebilirsiniz.

Eğer burada bir şeyler içmek isterseniz ve hava da biraz serinse size bir tavsiyem olacak. Burada ki yazıya bir göz atın lütfen.

Ben yoluma devam ediyorum. Her gün geçtiğim yolları hissetmek için tramvayın rotasında keyifle yürüyorum. Hedefimde Tophane ve Fındıklı var.

Yol üzerinde İstanbul’a, tarihe ve bize ait öyle çok şey var ki! Bunlardan dilediklerinizi rotanıza ekleyip gezebilirsiniz. Rahat olun rota üzerinde ne istiyorsanız onu yapın. Sadece bu koca şehirde huzuru ve keyfi aramaya devam ediyoruz.

Mimar Sinan’ın Muhteşem Eseri

Yolu adımlarken, İstanbul Modern, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’ne ait binaları görerek Tophane’ye varacaksınız. Hemen burada İstanbul’un tarihi mimari hazinesinde az da olsa geri planda kalmış(!) bir Mimar Sinan eseri var. Kaptan-ı Derya Kılıç Ali Paşa Camii.

1580 yılında yapılan bu eser, İstanbul camileri arasında en beğendiğim yapılardan biri. Camiinin Türbe, Medrese ve Hamam’dan oluşan planı, devrin önemli külliyelerinden biri olması o dönemlerde bir cazibe merkezi olan Tophane’nin de öneminin artmasını sağlamış.

Mimar Sinan’ın yapımında Ayasofya’dan etkilendiğini anlatan mimarisi ise gerçekten doyumsuz ve görülmeye değer. Hatta Mimar Sinan’ın Ayasofya’nın bir kopyasını yapmak için inşaatı gerçekleştirdiği ve küçük boyutlarda bir modelini yaptığı söylenirmiş zamanında. Bu detay için bile bu eseri görmek muhteşem.

Hemen karşısındaki Tophane çeşmesi ile bütünleşen bir görüntü sunması ise Kılıç Ali Paşa Camiini daha bir güzelleştiriyor.

Tophane Çeşmesi ise Sultan 1. Mahmut’un 1732 yılında yaptırdığı bir eser. Tophane meydanına çok şeyler kattıktan sonra doldurulan deniz ve çevredeki yapılarla biraz daha geri planda kalsalar da, görkemli geçmişi anlatan çok ama çok önemli bir eser.

Dilediğiniz taktirde rotanıza Tophane’den çıkan yokuşu takip eden yolu ekleyebilir ve Cihangir’e ulaşabilirsiniz. Kısa ama yorucu bir yokuş olduğunu özellikle belirteyim.

Tophane Çeşmesinin olduğu meydanı oluşturan yemyeşil ve asırlık ağaçların bulunduğu parktan yürümeye devam ediyorum. En güzel manzaralı eğitim kurumu olan Mimar Sinan Üniversitesi ve sonrasında yine Cihangir tarafına uzanan Salı Pazarı merdivenlerinin rengarenk görüntüsü ile burada fotoğraf çeken onlarca insana rastlıyorsunuz. Taşıt gürültüsünü bile duymamaya başladığınız bu anlarda önünüze Fındıklı sahili çıkıyor.

Fındıklı sahilinde boğazın akıntılı yüzünü, lodosun ve poyrazın serinliğini, az bir çalkantı da bile sahile vuran boğaz dalgalarını seyretmek için yemyeşil bir park, çay bahçeleri ve büfeler ile denize bakan tarafa monte edilmiş banklar sizi bekliyor.

Bir seyir noktamız da burası. Burada oturmadan geçmeyin. Hem kısa yorgunluğunuzu Fındıklı sahilinde bırakın, hem de mis gibi boğaz havasını ciğerlerinize doldurun.

Acıktınız mı? O halde sahilde tezgahlarının üzerinde ızgarada pişen, balık ekmek satan seyyar satıcılardan 7 TL.’na karnınızı doyurabilirsiniz. Balık ekmek tezgahlarının önündeki sıradan tercih konusunda cazip bir lezzet sunduklarını hissediyorsunuz. Ben yemek faslını bir sonraki durağa bırakıyorum.

Fındıklı sahilinin hemen yanından kısa bir yürüyüşle devam ederek Kabataş şehir hatları vapur iskelesine varıyoruz. Şimdi de boğaz havasını taçlandırmak için bir vapur seferi daha ekliyoruz tura. Hazırsak Kabataş’tan Adalara gidiyoruz.

Aynı Gün Hem Boğaz Hem Adalar

Adalar vapur seferleri için İstanbul Şehir Hatları İşletmesinin web sayfasına bakabilir ve kendinize uygun tarifeyi ayarlayabilirsiniz. Kabataş – Adalar vapuru için ödeyeceğiniz rakam tam bilet için 4,40 TL. (aktarmalarda 3,10 TL )

(Not: Kabataş – Adalar hattı yenileme çalışmalar nedeniyle şu an yapılamıyor! güncelleme 18.01.2017)

Biz Heybeli’de her gece..

Bir defa daha vapurdayım. Önce Kadıköy’e uğrayan vapur ile, mis gibi bir deniz havası ve peşimizden takip eden martılarla yaklaşık bir saatlik yolculuk yapacağız. Bu defa durak Heybeliada.

Takip edenler bilirler, adalar hakkında çok şeyler yazıyorum. Benim kaçış, nefes alma, düşünme durağım adalar. Sedef, Büyükada, Heybeli, Kaşık, Burgaz, Kınalı.. Sivri ada ve Yassıada’yı saymıyorum.

Ada kültürümüzün olmadığını resmeden, adalara “hayırsız ada” ismini layık gören bir toplumun üyeleri olduğumuzu hatırlatan adalar buralar. Ben Heybeliada’da iniyorum. Siz tercihinizi başka bir adadan yana da kullanabilirsiniz.

Adalar arasında Burgazada benim özel ve farklı(!) mekanımdır. Bir de Heybeliada parıltılı bir yerdedir bende. Büyükada’nın tüm kalabalıklığına rağmen enerjisini, Kınalıada’nın çirkin yapılaşmasına rağmen de isminin cazibesini severim.

Heybeliada, deniz lisesi ile birlikte farklı bir kimlik taşıyor. İskeleden indikten sonra, önce denize bakan sıralı çay bahçeleri, kafeler ve restaurantların önünden yürüdüm. Adada olmak büyük keyif. Faytonların toplu barınma alanına vardıktan sonra bir arka sokaktaki çarşıdan geri dönüp, birşeyler atıştırmak için seçeneklere bakmaya başladım.

Heryerde olduğu gibi istediğiniz herşeyi bulabilirsiniz burada. Amaç gezmek olduğundan uzun bir yemek vakti bana göre değil bugün. Bu nedenle daha bir fast food tarzında birşeyler bakarken, ayvalık tostu yemek fikrinin cazibesiyle serin bir ağaç gölgesinde duran masalarıyla bir büfe ilgimi çekti.

Hemen Deniz Lisesi’nin karşısındaki bu büfede ayvalık tostu ve yanında soğuk bir içecekle açlığımı giderdikten sonra büfenin ikramı olan bir çay içip, adanın içlerine doğru yürümeye başladım.

Adanın deniz lisesinin olduğu tarafından yürümeye devam ederseniz küçüklüğümde tekneyle gidip saatler geçirdiğim şimdi bir mesire yeri ve plaj haline gelen “Çam Limanı”na ulaşabilirsiniz.

Diğer tarafı takip ederseniz önce çamlar arasında mükemmel duran evleri görebilir, sonrasında sadece ağaçlarla başbaşa kalıp kısa bir yürüyüşle küçük plajlara gidebilirsiniz.

Adanın kullanılabilir plajları Adabeach, Greenbeach, Sadıkbey olarak söylenebilir. Ağaçların arasında yaptığınız bu yürüyüş gerçekten çok iyi gelecek. Burada da o derin nefeslerden birini almayı unutmayın.

Heybeliada’nın İçlerine Doğru Yürüyoruz

Dilediğiniz yönden adanın içlerine doğru girin. Heybeliada’da oldukça önemli görülecek yerler var. Ülkemizin uluslararası arenada karşısına çıkan problemlerden olan ve halen kapalı durumdaki Heybeliada Ruhban Okulu, Çam Limanı tarafında bulunan Heybeliada Senatoryumu, Aya Ofemya ayazması bunlardan bir kaçı.

Ünlü paşalar ve siyasi liderlere ait köşklerinde bulunduğu adayı en ünlü yapan şeylerden biri de elbette ki sultaniyegah makamındaki “Biz Heybeli’de her gece mehtaba çıkardık” şarkısı.

Şarkının, Yesari Asım Arsoy eseri olması da önemli bir ayrıntıdır. Yesari Asım Arsoy adada bir de evi bulunan, ancak Heybeliada hakkında hiç bir eseri olmayan Ahmet Rasim’in yeğenidir. Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın da adada bir köşkü bulunuyor. Anlayacağınız ilham veren bir ada burası ve her dönem sanatçıları kendine çekmiş.

Genelde olduğu gibi adadaki müze ve müze evler de pazartesi günleri kapalı. Küçük tur yolu veya büyük tur yolundan yapabileceğiniz bir fayton yolculuğu da eğlenceli olabilir. Ancak ben yürümeyi tercih ettim bu kez. Bu arada dilerseniz saati 5 – 7,5 TL. ‘ndan bisiklet kiralayabilir ve adayı pedallayabilirsiniz.

Yeniden limana döndüğümde vapur saatine kadar denize bakan sandalye ve masalara sahip kafelerden birine oturdum. Biraz rüzgar, biraz manzara ve besili ada kedilerini izleyerek kendime bir de çay söyledim. (Çay 2, Su 1, Soda 1, Cola v.s 2,5 TL)

Adalardan Yeniden Bostancı’ya

Kadıköyden vapurla Karaköy’e geçip, yürüyerek Tophane ve Fındıklı’ya oradan Kabataş’a ulaşıp tekrar vapurla Heybeliada’ya ulaştığım yolculuğumda, şimdi de yine bir deniz yolculuğu ile Bostancı‘ya gidiyorum.

Karaköy – Fındıklı rotasında tarihi mekanlar, camii ve çeşmeler, Fındıklı’da harika bir boğaz manzarası molası ile deniz ve dalgaların keyfi, Adalara doğru Marmara denizinin rüzgarları ile Prens adalarının en güzellerinden biri olan Heybeliada’nın araçtan arındırılmış harika dokusu ile geçirilen güzel bir günün pahalıya malolmayan bir etkinlik olmadığını tekrar anımsadım. Hemde yemeğimi, suyumu, çayımı dışardan satın almama rağmen.

Kendi rotanı kendin çiz, bütçeni kendine göre ayarla. Çık sokağa, eve hapsolma.. Bu Hafta Sonu Kendini İstanbul’a Bırak!

istanbul gezi rehberi

istanbul gezi rehberi

Booking.com

2 YORUMLAR

  1. Hakikaten ne çok şey kaçırıyoruz. Harika yazmışsınız yine. En kısa fırsatta deneyeceğim. Böyle bir çok gezi yapılabiliri aklıma soktunuz şimdi. Teşekkürler Erkut Bey!!

BİR CEVAP BIRAK

Lütfen yorumunuzu girin..
Buraya adınızı girin..