PAYLAŞ

Bir zamanların buluşma adresi ve adres tarif noktalarından biri olan, etrafını plaj ve gazinoların çevrelediği ancak sonrasında denizin kıyısına ve sahillerine dökülen taş ve moloz yığınlarıyla sahil yolu yapılarak eski görkemi etrafına doluşturulan baraka ve beton yığınları ile adeta yok olan Bostancı Vapur İskelesine bir süre baktım. İstanbul gezisi için Bostancı’dan Adalar’a gitmeye karar verdim.

İstanbul Gezisi

İstanbul’un daha boş ama daha güzel olduğu, vapur sesi ve görüntülerinin ise çok daha keyifler yaşattığı yılları geldi gözümün önüne. İki üç dakikalık bir gecikmeyle kaçırdığım vapurun Bostancı limanı içindeki deniz suyunu köpürtmesine bakarken.. 

istanbul gezisi adalar

İstanbul’u Çalmış Olabilirler mi?

İstanbul’un devamlı artan nüfusuna yetmeyen vapur seferleri, uzunca bir süredir çok eski zamanlarda zorunlu hallerde kullandığımız “dolmuş motorlarını”  şehir içi ulaşımın vazgeçilmez parçası yaptı.

Birkaç dakikalık farkla kaçırdığım vapuru, süzüle süzüle gidişinin ardından seyrederken bir sonraki seferin yaklaşık iki saat sonra olduğunu öğrenmemle birlikte, hemen vapur iskelesinin yanındaki “Mavi Marmara” isimli, deniz otobüsleri ve vapur iskeleleri arasına sıkışmış olan bir küçük iskele / terminale geçtim.

On dakikalık kısa bir bekleyişle kocaman “motor” yanaştı küçük iskeleye. Şu motorların önden yanaşmalarına ve binmek için yapılmış olan merdivenli çözüme hayran kalır dururum! Bu tarz bir yanaşma yerinin ilk olarak “yer bulamamaktan” kaynaklanan bir zorunlulukla mı olduğu hep aklımdan geçmiştir. 

İstanbul Gezisi için Ada Vapuru mu, Ada Motoru mu?

Merdivene basarak siyah camlı(!) modifiye edilmiş bir araba görüntüsü verilen motora binip en üst kata çıktım.

Vapurdakinin aksine yatay değil, dikey olarak sıralanmış temizliğine, dakikliğine, işletmenin ilgisine rağmen dolulukla ilgili kaygılardan dolayı bu şekilde dizayn edilmiş olan oturma düzeni, eskiden beri bana hiç samimi gelmez. Dolu bir saate denk geldiğimden, yan yana duran ve hareket etmeyi bekleyen farklı adalara yolculuk yapan iki motor daha oldukça kalabalıktı. 

Hareket etmemizle birlikte Marmara’nın çok uzaklardan getirdiği hafif rüzgarı ile dalgalarının, tekneye hafifçe çarpmasından çıkan sesleri, İstanbul’un içindeki keşmekeşi bana bir anda unutturdu. Dünyanın hiç bir yerinde alamayacağım ve sanırım hiçbir zaman da kaybolmayacak bir his var adaya giderken içimde.

Ada yolculukları bana adeta terapi gibi geliyor. Ada hayatının, İstanbul’a bu kadar yakında olması bile muazzam bir yaşam tarzı hatırlatıyor bana.

istanbul gezisi

Bindiğim tekne Büyükada ve Heybeliada seferi yaptığından, rotasını doğrulttuğu Büyükada’ya doğru hızını artırdığını kulağıma gelen yüksekçe metalik ama tok bir motor sesi ve gittikçe geride kalan Bostancı iskelesine bakınca farkettim. Yoksa denize ve Marmara’nın görülebilen yerlerine dalmış gitmiş ve motorda olduğumu bile unutmaya başlamıştım.

İstanbul’un İçinde İstanbul’dan Kaçış

Sayamayacağım kadar çok gittiğim adalara, oralara varmak için bu su yollarında neredeyse yüzebilen her araçla ulaştığımdan olsa gerek, derinlikleri, kayaları, çakar isimli deniz fenerlerini, denizin ortasında yüzülebilecek ve hatta midye çıkarılabilecek noktaları öyle benimsemişim ki, yaşadığım bir evin odalarında, koridorlarında dolaşmaktan pek de farkı yok benim için.

Tek fark ya da eski zamanlara göre tek hatırlamadıklarım, yolu yarılarken geride bıraktığımız Anadolu yakası sahil şeridi ve tepelerine uzanan beton çirkinliği. Boş ve yeşil tepeler sırasıyla üst üste dizilmiş bir beton kalabalıklığını almış, plajların yerinde arabalar sıra sıra olmuş, kumuna hayran olduğum ve yüzmek için belki de bu coğrafyada yaratılan ender olan kum deniziyle Dragos bile bir adım geride kalmış.

Ama en azından hala bir ada mimarisi etkisinde yeşil kalabilen noktaları da var. Dragos’un aynı Maltepe gibi bolca efsane ve hikayede anlatıldığı gibi jeolojik dönemlerde bir ada veya adalardan birinin parçası olup son haline geldiğinden de bahsedilir.

Herşeye rağmen aşık olduğum İstanbul’un bu yüzünü ve eskiye burun kıvırmasını sevemiyorum işte. İstanbul gezisi içinde zamanda dolaşıyorum adeta.

İstanbul gezisi

Motordan gelen sesin azaldığını hissedince başımı çevirip baktığım kara parçasının Büyükada olduğunu gördüm. Her zaman ki huzur veren “Ada’ya varmak” duygusu, az önceki düşüncelerimin üzerine bir örtü oldu yeniden.

Büyükada’ya ayak bastım yine. Yine ilk defa geliyormuşum gibi..

İstanbul’un yanıbaşında, İstanbul’u seyreden, İstanbul’dan olan ama kendini İstanbul’dan korumaya çalışan ve hatta İstanbul’dan kaçmak isteyen biriymiş hisleriyle dolu olan bir kara parçasında yazacak öyle çok şey var ki.. İstanbul gezisi biter mi? Bitmez elbet daha yeni başlıyoruz. Hele bir dur bakalım..

Booking.com

2 YORUMLAR

  1. Fotoğrafa bakınca tarihi vapur iskeleleri aklıma geldi. Bu güzellikleri saklayıp, koruyacağımıza yaptıklarımıza bakın. Birde tren istasyonları var ki hiç affedemiyorum.

    • Bahsettiklerinizi korumalıyız denildiğinde “korumalıyız” kelimesi ne kadar acı aslında. Kimlerden, niye korumak zorundayız? Nasıl bir mücadele bu? Haklısınız..

BİR CEVAP BIRAK

Lütfen yorumunuzu girin..
Buraya adınızı girin..