PAYLAŞ

Bilinen dünya tarihinin en az ikibin yılına damga vurmuş bir kentin bu kadar bilinmezlikler içinde olması ve bu bilinmezliklere bir de vurdumduymazlık eklenmesini bazen mantıklı şekilde açıklayamıyorum kendime. İstanbul’dan bahsediyorum. Zamanın birinde, bir şekilde İstanbul’dan geçmiş onca insan ve onların hikayelerinden. İstanbul‘u gezerken öyle çok tarihi kişilik aklıma geliyor ki, onlarla aynı yerde yaşadığımızı hikayelerinin yanıbaşımızda geçtiğini bilmek bile heyecan verici. Onlardan birinin yani belleklerimizde neredeyse herkesin aşina olduğu ama bir özelliği, yani matbaayı Osmanlı’ya getirmesi dışında hakkında pek de bir şey bilmediğimiz, bu toprakların kültür devrimlerinden birinin sahibi olan İbrahim Müteferrika ve onun mezarından bahsetmek istiyorum. İstanbul’u gezerken sahiden ürperiyorum.

 

İstanbul’u Gezerken Ona Denk Geldim: İbrahim Müteferrika

Tarih konusu, belki de eğitim sistemimizin bize hatalı bir şekilde sadece ezbere dayalı olayların yıllarını ve bahsi geçenlerini ezberleyip bildikçe öğrendiğimizi sandığımız, bıktırıcı yanı nedeniyle de aslında bildiğimiz şeylerin bile fazla farkına varamadığımız bir olgu gibi. Bu tarihi eğitim ve bilgi sistemi örgüsünde bir şey biliyormuş gibi yapan bilgisiz insanlar olarak yaşıyoruz. Yani kısaca açarsak konuyu; örneğin İstanbul‘un Fethini ve bunun 1453 yılında olduğunu biliyoruz ama bu bize İstanbul’un Fethi hakkında bir şey bilmediğimizin farkına varmamızı engelliyor gibi bir şey. Neyse fazla kafa karıştırmayayım yine.

İstanbul'u Gezerken

İstanbul’u gezerken İbrahim Müteferrika’nın aklıma geleceğinden habersiz bir ruh halindeydim. Ancak girdiğim bir tarihi mekanda İbrahim Müteferrika’nın mezarına rastlayınca şaşırmadım değil. Hatta “neden bu güne aklıma gelmedi bu mezarın nerede olduğu?” diye kendi kendime de sorguladım. Sonra saniyeler içinde İbrahim Müteferrika hakkında ne biliyorum diye düşündüm. Kendi ilgi alanım olması dolayısıyla ortalama bir tarih eğitimi almış kişiler kadar hatta onlardan belki de  br tık üzeri bilgim olmasına rağmen onun hakkında bildiklerim popüler olduğu konu yani “matbaa” odaklı hikayeler üzerineydi. Eksik hissettim kendimi birden ve biraz karıştırmak istedim. Buyurun İstanbul’u gezerken karşıma çıkan İbrahim Müteferrika’nın mezarı ve onun hikayesinden birkaç kısa bölüme.

İstanbul'u Gezerken İbrahim Müteferrika

İbrahim Müteferrika Kimdir Gerçekten?

Yazılı kaynakları bize kazandıran en önemli adımlardan birini atan İbrahim Müteferrika olarak bildiğimiz kişinin asıl ismi ve ailesi ile ilgili bir şey maalesef bilinmiyor.

Asıl ismi diyorum çünkü İbrahim onun gerçek adı değil. Erdel’in Koloszvar şehrinde yani bugünkü Romanya’nın Cluj şehrinde 1670 ile 1674 yılları arasında bir tarihte doğduğu tahmin ediliyor. Müslüman olmasından önceki hayatına dair çok az bilgi var. Osmanlı hizmetindeki durumu ile ilgili bilgiler de oldukça eksik. Ama hakkında bilgiler veren bir kaynak bulunuyor. Belki size şaşırtıcı gelecek ama bu kaynak bize ait değil. İbrahim Müteferrika’ya ilişkin ilk bilimsel araştırma ve incelemeyi İmre (Emeric) Karacson yapmış. Macar bir rahip ve sonrasında tarihçi bir Türkolog / akademisyen olan Karacson, Czezarnak’ın mektuplarındaki bilgileri kullanmış. Bu bilgilerde İbrahim Müteferrika’nın Kalvinist bir ilahiyat öğrencisi iken 1692 veya 1693’te Thököly İmre (Tökeli İmre) ayaklanması sırasında Türkler’e esir düştüğü, İstanbul’a getirilip köle pazarında satıldığı, kendisini kurtarmak için fidye verilmediği ve efendisinin de ona kötü davranmasından dolayı bu zor şartlara katlanamayıp müslüman olduğu iddia edilir.  Ancak araştırmacı Niyazi Serkes, İbrahim Müteferrika’nın yetişme şartlarıyla müslüman olmadan önceki hayatını ve fikri yapısı ile eserlerini inceleyerek onun, Karacson’dan beri tekrarlandığı gibi Kalvinist değil teslis inancına karşı çıkan ve tek Tanrı inancını benimseyen Vnitarius mezhebine mensup olduğu ile ilgili bilgiler yayınlamış.

İstanbul'u gezerken

Neyse çok detaylandırmadan devam edelim. Peki matbaa işi nereden çıktı? Devrin tanınmış harf kalıpları dökümcüsü Mihail Kiss, 1689’da Koloszvar’da zamanın en önemli matbaası sayılan Vnitarius matbaasını kurmuş. Macar Türkolog Tibor Halasi Kun’un da işaret ettiği gibi İbrahim’in aynı şehirde öğrenci olması dikkate alındığında o yıllarda Kiss’le tanışmış olabileceği düşünülüyor. Öte yandan Yunanca, Latince ve Macarca’yı çok iyi bilen ve ilahiyat tahsili görmüş bu gencin henüz kendi ülkesinde iken bir süre Osmanlı Devleti hizmetinde tercümanlık ve muhaberat işlerinde çalışmış. Türkler arasında güven kazanıp belli bir yere geldikten sonra Thököly ile birlikte İstanbul’a gitmiş olabileceği ihtimali de öne sürülüyor. Ne kadar ilginç değil mi? Tarihimizin en önemli karakterleri arasında yer alan İbrahim Müteferrika hakkında bildiklerimiz aslına bakrsanız hiçbir şey!

Osmanlı Kayıtlarında İbrahim Mütefferika ve İlginç Detaylar

İbrahim Müteferrika hakkında Osmanlı hizmetine girdikten sonra bazı bilgiler mevcut. Mesela bana çok ilginç gelenlerden bazıları; İbrahim. 18 Nisan 1716 tarihinden önce kapıkulu süvarilerinin en itibarlı kısmı olan sipah’ların (Sipahi değil!) kırk birinci bölüğünde 29 akçe yevmiye ile görev yapmış (BA, KK, nr. 345 ı, s. 17). Sipah Ocağı’na ne zaman intisap ettiğine dair bir kayda rastlanmadığından, Osmanlı hizmetine girdikten sonra doğrudan mı sipah bölüğüne alındığı , yoksa başka görevlerde bulunduktan sonra mı buraya tayin edildiği konusu ise muallak.. “İbrahim Müteferrika’nın yazdığı Risale-i İslamiyye, onun Osmanlı kültürünü ve islamiyeti üst düzey seviyede öğrendiğini göstermekte ve bu seviyeye gelmesi için de uzun yıllar Osmanlı Devleti’ne hizmet etmesi ve eğitim görmesini gerektirir” diye bir görüş ön plana çıkıyor burada.

istanbul'u gezerken

Osmanlı kayıtları şöyle devam ediyor; Sipah bölüğünde iken Avusturya seferinde yaptığı hizmetlerden dolayı İbrahim, 18 Nisan 1716’da önceki ulufesiyle dergah-ı ali müteferrikalığına geçirildi (BA, KK, nr. 3451, s. 17) Müteferrikalıkta ulufesi 1 721-1723 yıllarında 40 akçeye, 23 Ocak 1724’te 50 akçeye (BA, KK, nr. 3456, s. 6), 7 Ekim 172S’te 54 akçeye (BA. KK, nr. 3458, s. 4), 26 Mayıs 1729’da 100 akçeye (BA, KK. nr. 3460, s. 6), 6 Şubat 1737’de ise 120 akçeye (BA, KK, nr. 3467, s. 8; nr. 3468, s. 4) yükseldi. İbrahim Müteferrika bu tarihten sonra yaklaşık on yıl ölümüne kadar aynı Ulufeyi almış ve bu tarihlerde ulufeli müteferrikalar içerisinde en çok yevmiyeyi alan kişi olmuş.

Daha öyle güzel detaylar var ki, ancak bir gezi sitesinde fazlasıyla can sıkıntısına yol açmak istemem. Ancak yine de bugüne kadar bildiklerinizi biraz daha genişletmiş olduğumuzu düşünüyorum. Merak edenler için youtube kanalı hadigitTV‘de Boş Gezenin Rehberi bölümünde biraz daha detaylandırdım yayına girince oradan da izleyebilirsiniz.

İstanbul’u Gezerken İbrahim’in Kabri Nerede Karşıma Çıktı?

İbrahim Müteferrika vefatından sonra Aynalı Kavak Kabristan’ına defnedilmiş. Ancak şimdi orada bulunmuyor. 1942 yılında Reşid Saffet Atabinen’in gayretleriyle Galata Mevlevihanesi haziresine nakledilmiş. Benim de karşıma işte burada, İstanbul’un yüzlerce kez geçtiğim arada sırada da uğrayıp bir nefes huzur hissettiğim noktalarından Galata Mevlevihanesi‘nde karşıma çıktı İbrahim Müteferrika ve onun ebedi istirahatgahı.

İstanbul’un ortasında mezar taşında ölüm tarihi 1160 (1747) yazması nedeniyle bunun mezarının yapılış tarihi olduğu ve aslen 1745 yılında vefat ettiği görüşü hakimmiş. Ancak araştırmalarda ulufe kaydının üzerine yazılan bir not ile “müteveffa” ibaresinin yanında 25 Muharrem 1160 yani 6 Şubat 1747 tarihi olması ve yevmiyesinin başkalarına verilmesinin ölüm tarihini gösterdiği kabul ediliyor.

Bu yazıyı gezi rehberi veya İstanbul gezileri kategorisine değil, makalelerimin bulunduğu kategoriye ekliyorum. Ara sıra bir şeylerin daha fazla dikkatimizi çekmesini ve hikayelerle daha çok haşır neşir olmamızı dileyerek.

Booking.com

2 YORUMLAR

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here