PAYLAŞ

Sokaklarında yıllarca yürüdüğüm şehirlerin bazı noktaları var ki, ne yapsam aklımdan çıkmıyorlar. Küçük bir çocukken annemin elinden tutup ilk şehir kalabalıklarına girdiğim ve bu kalabalık yüzünden annemin elini bırakmaktan korkup daha da sıkı sarıldığım bu yerler, bir süre sonra yalnız başıma sokaklara çıkmaya başladığımda da ilk gittiğim yerler oldu hep. Kocaman bir şehrin en güvenilir rehberiyle gezdiğim sokakları, en iyi bildiğim ve kendimi güvende hissettiğim yerler olmuştu birdenbire. Kadıköy gibi.

KADIKÖY BİR BULUŞMA NOKTASI

Kadıköy işte tam böyle bir yer. İstanbul’da gezilecek yerler denildiğinde Kadıköy’ü saymadan bir liste oluşturamam.

Pazar kavramını aklımda altüst eden eski Salı Pazarı, hemen yanında gözlerimle kurbağaları aradığım ancak hiçbir zaman bulamadığım Kurbağalı dere, isminin nereden geldiğini küçük yaşta çok ama çok merak ettiğim Moda ve dahası.

Dahası neresi mi?

Herşeyden önce Altıyol ve Bahariye caddesi tabii ki! Henüz AVM’ler hayatımıza girmemişken bugüne göre İstanbul’da alışveriş yapılabilecek kısıtlı yerler vardı. Bahariye caddesi onlardan biriydi.

Adını tamlayan sözcükten de anlaşılabileceği gibi bir caddeydi burası. Hani bildiğimiz arabaların geçtiği, trafik ışığı bulunmadığından karşıdan karşıya geçmekte zorlandığımız büyük ve kocaman bir cadde işte. Trafiğe kapandıktan sonra bir park tadında hoşluklara açıldı Bahariye.

O zamanlar bu caddenin etrafında sağlı sollu dizilmiş dükkanlar hınca hınç dolu olur ve yürümekte zorlanırdık. Caddenin göbeğinde ihtişamlı Süreyya Sineması olağanüstü etkileyici idi o zamanlar. Yani “sinema” olduğu zamanlar.

Kadıköy’de her köşe ayrı bir yazı konusu olabilir. Aynı İstanbul’un diğer her bir köşesi gibi! Bir nostalji yazısı yazmak değil amacım aslında. Kadıköy’ün eskisi ile yenisini karşılaştırıp bir yarışa sokmak ise hiç değil. Sadece sokakta yürürken aklıma gelenleri aktarmaya çalışıyorum.

KADIKÖY SÜREYYA OPERASI

Altıyol‘dan yukarıya, yani Süreyya sinemasına doğru yürümeye başladığımda değişmeyen şeylerden birinin, hala bu başlangıcın bir buluşma noktası olduğunu farkettim.

Herkesin birilerini beklediği, birilerinin de bekleyenlere ulaşmak için koşturduğu sevimli bir kargaşa var hala Kadıköy ve altıyol’da. Bu arada ellerinde çiçeklerle bekleyenlerden gördüğüm kadarıyla, Anadolu yakasına yapılan metro ve ulaşımın iskele-rıhtım bölgesinde yoğunlaşmasından dolayı ciddi bir buluşma noktasının da denizin kıyısındaki boş alanlar olduğunu belirtmeliyim.

Süreyya sinemasının (artık sinema değil opera) olduğu noktaya kadar olan bölüm her zaman daha sıcak gelirdi bana. Hala da değişen bir şey yok benim için. Eskiden alışveriş nedeniyle cadde üzerinde yoğunlaşan hayat, son zamanlarda ara sokakların tamamını sarmış durumda. Yıllarca hafta sonlarında eğlence, sinema, dershane, alışveriş, Fenerbahçe maçları ve salon sporları için Caferağa nedeniyle arşınladığım Kadıköy’ün ara sokakları, şimdilerde kafe, bar ve aktivite mekanlarıyla çok daha hareketli.

Kadıköy’ün bütün hareketini kadife sokakta yaşamaya başladığımdan ve oranın çekim merkezi olmasında ufak da olsa katkımın hatırına yine ara sokaklara daldım. Benden olan, benim olan köşelere ve zamanlara bakmak için.Masal Evi‘ni mekan yaptığımız zamanlarda başka alternatiflerimizin olmamasının etkili olduğunu şimdi daha iyi farkediyorum.

Benim olan sokaklarda yürümeye devam ediyorum. Adım adım eski adımlarımı arayıp durdum. Hepsinin yanından geçerek, mekanlarda oturan “ben”lere bakarak yürüdüm. Farkında olmadan baktığım yaşamları farketmek için daha bir dikkat kesildim bu defa. Ne aradığımı bilmeden, bildiklerimi ise aramak istemeden.

Kadife Sokak demişken, herhalde yolların kalabalıklaşması dükkanların artması ve araç gereç yüzünden bu caddeler ve sokaklar daha bir daralmış geldi bana. Ancak sokaklarda yer alan sımsıcak mekanların albenisi bu darlığı fazlasıyla gidermeye devam ediyor.

İLK’LER UNUTULMAZ DERLER

Yazının içeriğine bakıldığında sanki uzun zamandır buralara gitmemişim hissi verdiğimi biliyorum. Ancak uzun zamandır sadece keyfen gittiğim sokaklarda bu defa bakmak, görmek, hissetmek için yürümenin sadeliğine sahip olmak istedim.

Her zaman olduğu gibi Süreyya operasının hemen karşısı sayılabilecek olan sokaktan girdim içeri. Hani bir zamanlar sanırsam Taksim’de açılandan sonra ikinci veya üçüncü olan McDonalds’ın (Şimdi burada değil) olduğu sokaktan. İşte ilk yalnız dolaşmaya başladığım, belki ilk uzaklara(!) gidişimin simgesi ve belki de ilk okuldan kaçtığımda sığındığım mekanların adresi bu sokaklardı. Sabah yürümeleri yaptığım, akşamları rıhtımda kalkan dolmuşlara yetişmeye çalıştığım, soğuğun iliklerime kadar işlediği ancak yine de yürüdüğüm, sıcaktan ter içinde kaldığım, yalnız olduğum veya kalabalıklara karıştığım sokaklar bu sokaklardı işte.

Sokağın başında durup öylece kalakaldım. Gelen geçene baktım. Sokağın ismi yazan tabelada renkleri gördüm bu defa. Yıllarca dönüp dolaştığım Kadıköy sokaklarını bıkıp usanmadan adımladım durdum. Arada bir, bir yerlere oturdum. Birşeyler yemek ve içmek için.. Biraz da hatırladıklarımı görmek ve belki de birazını anlatabilmek için.

İlkler unutulmaz derler ya hani, Kadıköy’ü yaşayanlarda mutlaka Kadıköy’de olan bir “ilk”i hatırlıyorlardır. İyice bir düşünün bakalım. Ben sokaklarda yürümeye devam ediyorum. Belli mi olur, belki karşılaşırız..

Ben Kadıköy’deyim.. En eski arkadaşım ile birlikte..

BİR CEVAP BIRAK