PAYLAŞ

On beş yıl öncesine kadar tatil denildiğinde kış tatili veya kayak tatili bugünlerde olduğu gibi çok fazla umursanmıyordu. En büyük nedeni de kışın yapılan ve içerisinde kayak gibi aktivitelerde bulunduran kış tatilleri belirli bir kitleye hitap eden (o kitle de her zaman olduğu gibi üst gelir grubu) bir tatil biçimi olarak değerlendirilirdi. Yani yıllarca, futbolun orta direk sporu olmasına rağmen tenis oynayanların “zengin” olarak tanımlanmasına benzer bir değerlendirme de, kış sporları ve tatilleri için yapılıyordu. Yüzmek herkese göre olan “ucuz” ve pahalı ekipmanlar istemeyen bir spor iken (ki dünya çapında bir yüzme sporcumuz da yoktur) kayak ve diğer kış sporlarının zengin olarak tanımlanan bir zümreye ait algısı uzun zamanlar giderilemedi.

Bu anlayışın genel nedeninin aslında şu olduğunu düşünüyorum. Bu tarz aktiviteler için gerekli olan ekipmanlar ülkemizde o yıllarda üretilmeyen, pek bulunamayan materyaller olduğundan herkesin ulaşabileceği bir konumda değildi. Ayrıca yılda birkaç kere kullanılacak eğlencelik bir zaman geçirme durumu için böylesi bir harcama yapmak da gereksiz görülüyordu.

İlk yıllarda bu işe meraklı olanların çoğunluğu ise bunu hiçbir zaman sportif amaçlı kullanmayı tercih etmediler. Onlar daha çok Uludağ‘da o zamanların sembollerinden Beceren Kafe‘de oturarak, kayak yapmaktan çok orada “bulunuyor olmayı” ve sahlepleri yudumlayıp, ızgara üzerinde ekmek arası sucuk yemeyi sevdiler. Böylece amaçları dahilinde olmasa da, aslında ciddi anlamda bir kış turizminin de başlangıcını yapmış oldular.

Uludağ’ın oteller bölgesi adı verilen, misafirhanelerin ve açılan ilk otellerinin bulunduğu alan ciddi bir gelişim gösterdi. Sonrasında ikinci oteller bölgesi de açılarak, gerçek anlamda bir kış tatil merkezine döndü. İyi mi oldu tam bilmiyorum. O ayrı konu!

Uludağ eğlence Kartalkaya Kayak Ayrımı

Tam da bu zamanlarda başlayan ve popülerliğini artırarak “Uludağ’a şekil yapmaya, eğlenceye gidiyorlar. Biz kayak yapmak için Kartalkaya’yı tercih ediyoruz” diyen bir kalabalığın tercih ettiği Bolu’nun, gerçekten bakir kalmış pistleri de bugünlerde keşfedilmenin adeta nirvana’sına ulaştılar. Kartalkaya birden gözde kayak merkezi haline geldi.

Ülkemizde bunun dışında Palandöken, Erciyes, eski adıyla “Kel” yeni adıyla Kartepe, Ilgaz, Sarıkamış, Davraz, Saklıkent gibi bölgelerde ciddi anlamda kış sporu ve elbette kış tatili yapılabiliyor artık.

Kış tatili yapmanın keyfi başkadır, farklıdır. Bağımlılık yapar. Sabah erkenden kalkıp pistlere varmak, karlar üzerinde -eğer hava güzelse- tshirtle bronzlaşıp kaymanın keyfi bambaşkadır. Soğuktan kalan bir bronzluk vurur yüzünüze. Öğle saatlerinde gerçekten bir kurt gibi acıkmış ve enerjiniz bitmiş olur. Takviyeyi yapıp tekrar piste koyulursunuz. Bir anda akşam olur. Zaman çabuk geçer, üşüdüğünüzü bile farketmezsiniz. Yorulduğunuzu farketmediğiniz gibi.

Kış Otelleri Farklıdır

Kış otellerinin havası da çok farklıdır. Akşam olduğunda lobide oturmanın, dışardaki buz gibi havaya rağmen içerdeki mis gibi tarçın, bitki çayı ve kahve aromaları kokan içeceklerin ve şömineden gelen sıcaklığın tadı başkadır.

Turizme başladığım yıllarda tur liderliği ve rehberliği dolayısıyla uzun zamanlar geçirdiğim kış merkezleri benim için de gerçekten çok farklıdır. Omuzumun “kronik” çıkma problemine orada düştüğümden “ev sahipliği” ünvanı verdiğim Uludağ’ın ise yeri bende her zaman için ayrıdır.

Kış, kış gibi geçirildiğinde güzeldir. Denize her zaman her yerde girme şansınız olsa da, kış aylarının o mistik görüntülerine dağların yalnızlığının arasında katılabilir ve kendi kış hikayelerinizi yazabilirsiniz.

BİR CEVAP BIRAK