PAYLAŞ

Everest’e tırmanan ilk Türk ve Kar Leoparı ünvanlı dağcı Nasuh Mahruki ile söyleşimizin ikinci bölümü. Nasuh Mahruki Akut ve birçok şey. Nasuh Mahruki ile söyleşimizin ilk kısmını buradan okuyabilirsiniz.

Sevgili Nasuh Mahruki AKUT Ortak İdealler Derneği kurucularındansınız, onun dışında, birçok sosyal sorumluluk projesinde yer alıyorsunuz. Sosyal sorumluluğu çok yüksek birisiniz. Bu, genlerinizden geliyor olabilir mi?

Tabii, bu aile görgüsüyle çok yakından alakalı. Hayata bütüncül bakabilmek, toplumda daha şanslı olan kimseler olarak, dezavantajlı olanlar için gönüllüce organize olup, onların hayatını kolaylaştırmak adına bir şeyler yapabilmek, özveri gerektiriyor, çaba gerektiriyor. Bir şekilde rahatınızı bozmayı gerektiriyor. Hiç tanımadığınız, hiç görmediğiniz ve hiç görmeyeceğiniz insanlar için, bir şeyler yapmaya çalışıyorsunuz. Bu, insani değerlerle ilgili bir şey. Kişinin içinde olması gereken bir özellik.

Nasuh Mahruki Akut

Hayata karşı, diğerlerine karşı, gezegene karşı hissettiği sorumluluk duygusuyla ve etrafında gördüğü deneyimlerle alakalı bir şey. Anadolu, çok hümanist  bir coğrafya ve her zaman çok kültürlü olmuş. Kıtaların kesişim noktası. 3 tane denizin ortasında. Her gün yeni bir yer keşfediliyor. Mesela, Urfa daki Göbekli Tepe, bu güne dek bilinmiyordu. Anadolu’da, 12 bin yıldır süren bir yaşam var. Hemen aşağımız Mezopotamya, her zaman pek çok kültürden insanın birlikte yaşadığı bir yer olmuş. O kadar çok kültür geçmiş ki üst üste, hepsi iz bırakmış. O yüzden burası  ırkçı bir yer değil. Hoş görülü bir yer. Herkese kucağını açmış bir yer. Kimse kimseyi ötekileştirmeden yaşamayı başardığı bir yer. 12. ve 13.yüzyıllarda, Yunus Emre’ler, Mevlana’lar, Hacı Bektaş’lar çıkmış ve hepsinin felsefesi de hümanist felsefe. İnsanı merkeze alan, bireyi merkeze alan felsefeler bunlar. Dünyanın en çok ihtiyaç duyduğu bakış açısı da bu zaten şu anda.

Biz de sonuçta, bu kültürde, bu coğrafyada yetiştiğimiz için zihin haritamız, gen haritamız bu şekilde. Genlerimiz bize bunları öğretiyor. Atalarımızdan bunları öğrendik. Bir de, çok seyahat etme imkanım oldu. 7 kıtaya gittim. 80 küsür ülke gördüm. Bir çok yerde  tırmanışlar yaptım ve bu bana dünyayı daha yakından tanıma imkanı sağladı. Hakikatten, kimseyi ötekileştirmemek gerekiyor. Çünkü ötekileştirmek, düşmanlık demek. Türkiye’de, şu sıralar yoğun bir şekilde ‘”Sen Türk’sün, Sen Kürt’sün, Sen Laz’sın, Sen Alevi’sin, Sen Sünni’sin” ayrıştırması yapılıyor. Taraf olmaya zorlanıyoruz ve kendimiz gibi olmayan tarafı da ‘”öteki’” olarak tanımlamaya zorlanıyoruz.

Maalesef bu, insanlık dışı bir yaklaşım. Bu yaklaşımın tek fayda sağladığı da, bizzat bu ötekileştirmeyi yaratanlar oluyor. Çok seyahat edince, insan bu yaklaşıma gülüp geçiyor, acıyor bu bakış açısına. Mark Twain nin bir sözü var; “Ön yargı, taassup ve dar görüşlülüğün en iyi tedavisi seyahattir” diyor. Seyahat ettiğin zaman, başka insanları ve o başka insanların ortamlarını gördüğün zaman ‘”O da senden benden farklı değil, o da bir insan evladı, oda bir anadan babadan doğuyor, onunda yaşam ile ilgili kaygıları var, oda insanca yaşamak ve sevdikleriyle beraber olmak istiyor, ona inananabilir, buna inanabilir, ya da hiçbir şeye inanmayabilir’” diye düşünüyorsun. “Bizden hiç bir farkı yok, rengi, boyu, posu, göz rengi bizden farklı olabilir ama, onun dışında bir farkı yok” diyorsun. Yani çok seyahat edince, kimseyi ötekileştirmemeyi ve herkesi olduğu gibi kabul etmeyi öğreniyorsun. Anadolu zaten bu anlayışın coğrafyası. Hoş görünün ve hümanizmin coğrafyası ama, malesef bazı uyanıklar vatandaşı kandırıp, başkalarını düşman gibi gösterip, insanları kendi menfaatleri için kullanmaya çalışmışlar.

Nasuh Mahruki Akut ve Dahası

Toplumumuzda, maalesef, sosyal sorumluluk bilinci çok yüksek değil. Bunu artırmak için neler yapılmalı sizce? Farkındalığı yüksek bireylere ne  gibi görevler düşüyor?

Farkındalığı yüksek olanın, şu farkındalığa da ulaşması lazım: Bugün, iyi kötü hepimiz bir sosyal çevrede yaşıyoruz. Bir hayatımız var, kendimize ait bir dünyamız var. Eğer bizim dışımızdakilerle, bizden daha az şanslı kesimlerin sorunlarıyla, zorluklarıyla, eksiklikleriyle, ihtiyaçlarıyla ilgilenmezsek, onlarla başkaları ilgileniyor ve o başkaları, o ilgilendikleri insanların sıkıntılarına çözüm bulurken, bir yandan da onları kendi saflarına çekiyor, kendi düşüncelerine göre şekillendirmeye ve formatlamaya çalışıyor. Ve bir yerden sonra da bizi ötekileştirerek düşmanlık yaratıyor. Dolayısıyla, eğer aynı ülkede sağlıklı yaşamak istiyorsak, toplumdaki bütün  problemlerle ilgilenmemiz lazım. İlgilenmediğimiz zaman, o problemler büyüyor, çoğalıyor, gelişiyor, şekil değiştiriyor, başka nitelikler kazanıyor, bazı niteliklerini kaybediyor ve sonuçta bambaşka şeylere dönüşerek hepimizin hayatını daha fazla rahatsız ve tehdit eder hale geliyor.

İlk anda belki, ‘”Onlar orada, benden uzakta hayatını sürdürüyor” deyip geçiyoruz ama bir yerden  sonra, o uzakta olduklarını kabul ettiğimiz insanlar, bizim de yaşam alanımıza girmeye başlıyor. O yüzden,  mutlaka duyarlı ve farkındalığı yüksek olan insanların, toplumdaki bu gelir dağılımının adil olması, fırsat  eşitliğinin sağlanması ve adil bir rekabet ortamının sağlanması için mücadele etmeleri gerekiyor. Bugün, şu anda,  iyi olabiliriz ama, bu böyle devam edecek anlamına gelmiyor. Yarın öbür gün, bu denge  başka türlü değişecek ve o zaman, bu kendi imkanlarımızla, sadece kendimiz için yaşadığımız hayatı bile yaşayamayacak hale geleceğiz. Ya da, bizim çocuklarımız yaşayamayacak.

Bizim, AKUT’un Kent Gönüllüleri adında bir projemiz var, bireysel ve kurumsal  olarak çalışmak isteyen  insanlara proje buluyoruz. ‘’Haftada üç saat veya ayda beş saat gönüllü olarak bir şeyler yapabilirim’’ diyene ‘’Ayda beş saat projemi olurmuş?’’ demiyoruz. ‘’Olur, biz senin  beş saatini de değerlendirmek, toplum adına bir fayda yaratmak, bir katma değer yaratmak istiyoruz’’ deyip, onlar için ayda beş saatlik projeler buluyoruz.

Onları, sivil toplum kuruluşlarında ihtiyaçları olan insanlarla buluşturuyoruz. Sloganımız da şu: ‘’Kentin için kendin için.’’ Aslında biz kent için, şehir için, başka insanlar için, bir şeyler yapıyoruz. Bunun karşılığında da, daha sağlıklı  bir şehirde yaşama imkanına sahip olmak istiyoruz. Yani başkaları için yaptığımız çalışma, dolaylı olarak, bizim yaşam kalitemizi yükseltmek için yapılıyor.

Bizim yaşam kalitemizdeki yükselme, bizimle aynı çember içinde olan sevdiğimiz insanların da yaşam kalitesini yükseltiyor. Ama elbette, ilk önce, toplumdaki dezavantajlı insanlar için yapıyoruz bunu. O insanlar, sağlıklı, huzurlu ve mutlu olurlarsa, onlarla aynı ortamı ve aynı kenti paylaşan insanlar olarak bizlerde, daha sağlıklı ve mutlu oluruz. Bunu mutlaka böyle düşünmek lazım.

Eğer bu açıdan bakamıyorsak, bakış açımızı değiştirmek için bu üzerinde düşünmemiz gerekir, çünkü doğrusu böyle bakabilmektir. Yani ‘’Onlar ne yaparsa yapsın bize ne, biz burada, kendi sitemizde kapalı kapılar ardında güvenli ve mutlu bir şekilde yaşıyoruz’’ diye bir şey yok. Dün böyle yaşamış olabiliriz, bugün de böyle yaşıyor olabiliriz ama, yarın böyle devam etmeyebilir, etmez de zaten, bu mümkün değil. Çünkü, ortada kaçınılmaz bir etkileşim var.

Türkiye’deki gelir dağılımı, hatta gezegendeki gelir dağılımı, inanılmaz tehlikeli boyutlara ulaşmış durumda. Bu dağılımdaki eşitsizliğin getireceği tek şey de, düşmanlıktır, çatışmadır. O çatışmanın da, kimseye bir faydası yok. Bu çatışmanın oluşmaması için de, bireye öncelik veren ve insanın yaşam kalitesini merkeze alan, hem kamu sektörünün hem de,  özel  sektörün hem de, sivil toplum kuruluşlarının birlikte çalışması lazım.

Kötü  bir olay olmadıkça, Nasuh Mahruki AKUT gündemden düşüyor ve unutuluyor. Oysa, her zaman çok güzel projelere imza atılıyor. Şu anda hangi projeler yürütülüyor?

AKUT’ta çok fazla proje var. Şu an benim bile bilmediğim, bir çok proje yürütülüyor. Çünkü AKUT’un  1500-1600 dernekte görevlisi var, 32 tane ekibimiz var. Bunun yanı sıra, vakfımız var, spor klubumuz var, yayınevimiz var, iktisadi işletmemiz var, çocuk akademimiz var, ensitimüz var, üniversite topluluklarımız, liselerde kluplerimiz var. Yani, epey geniş bir hareket alanımız var.

AKUT, birkaç bin kişinin oluşturduğu  bir aile aslında. Tamamen sosyal sorumluluk projeleriyle uğraşan, Türkiye’ye  olumlu yönde katkıda bulunmaya çalışan, onu olumlu yönde değiştirmeye ve dönüştürmeye çalışan  bir hareket AKUT. Biliyorsun, dünya kadar proje yapıyoruz. Bizim temel yaklaşımımız şu; Memlekete faydalı her projeye varız. Projelere, bizim konumuzmuş değilmiş diye bakmıyoruz. Bir konu eğer Türkiye için acil ve önemli bir konuysa ve bizim yapabileceklerimiz varsa, kendi gönüllü insan gücümüzle biz o işi yaparız, diyoruz. Çok çeşitli projelere girip çıkıyoruz bu anlamda.

Peki destek olmak isteyenler ve gönüllü olmak isteyenler  neler yapabilirler?

Öncelikle, AKUT’un bulunduğu 32 ekibin olduğu yerlerde yaşıyorlarsa, işleri çok kolay. AKUT’un kapılarını çalıp girecekler, ‘’Ben çalışmak istiyorum, AKUT’un bir parçası olmak istiyorum’’ diyerek o birimin insan kaynaklarıyla tanışacaklar. Üniversitelerde topluluklarımız var. AKUT’un olduğu üniversitelerde öğrenci iseler, bu topluluklarla rahatlıkla  irtibata geçebilirler. Üniversitelerinde AKUT yoksa ve ‘’Biz kurmak istiyoruz’’ diyorlarsa,  konuşalım, kurabiliriz tabi ki. Şu an 16-17 üniversitede AKUT’un öğrenci topluluğu var. Üniversitelerdeki topluluklarımızın sayısını çoğaltabiliriz, bunu yapmayı  istiyoruz da zaten. www.akut.org.tr adresini ziyaret ederek  oradan bizi  daha yakından tanıyabilirler ve bizimle irtibata geçebilirler. Biz de, gerekli yönlendirmeleri yaparız.

Anladığım kadarıyla, Nasuh Mahruki Akut isimleri çok uzun bir süre birlikte anılmaya devam edecek..

Booking.com

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here