“Olağanüstü zamanların yaşattığı olağan haller” diye isimlendirdiğim, hayatın gidişatının arada bir pürüzler yaptığı dönemler var yaşanan hayatlarda. Bir de onun tedavisine giden bir yol. Olağanüstü Haller Reçetesi..

Bu dönemler biraz sert davranır sana ya. Hani kaçmak dürtüsünün artık itekler hale geldiği ancak yapamayacağını bildiğin dönemler gibi. İşte bende kıyısından köşesinden pek fazla çıkamadığım bu kimi zaman karanlık kimi zaman ışığın yansıma yaptığı labirentin içinde anlamsız zamanlar geçiriyorum.

Olağanüstü Haller Reçetesi

Hayatlara böyle mevsimler çöktüğünde bildiğimiz “hava almak” sanıldığından da etkili bir ilaç hatta sihirli bir iksir haline geliyor. İsimleri numaralara geçmemiş ve sayılmayan yılların sihirli kazanında kaynayan bir iksir olan bu eylemin içerisine bir doz deniz kokusu, bir doz deniz çalkantısı (kayık-vapur-gemi), biraz rüzgar ve bir tutam ıssızlık katıp üzerine de soğuk havada üşüyen elleriniz ve yüzünüze çarpan serinliği eklerseniz bir saatlik bir yürüyüş ile kullanıma hazır hale getirebilirsiniz. İşte bu benim verdiğim isimle “Olağanüstü Haller Reçetesi” 

Geçenlerde uyguladım bu reçeteyi. Mevsimlerin anlamını yitirmemize yardımcı olan hava durumlarına inat bir soğuk, esintili ve hatta yer yer “buz gibi” bir İstanbul gününde.

İyileştir Beni İstanbul

Herkes bu şehrin kendisini hasta ettiğinden bahsedip durur ama pis bir bağımlılık kurbanı gibi ayrılamaz şu meret İstanbul’dan. Belki de yanlış mı kullanıyoruz onu? Bir mucizeyi yanılgılarla alışkanlık haline getirip öyle mi tüketiyoruz? Bilemedim yine..

İskeleden beni çağıran, hala “modern çizgiler” denilen zevksizlik eseri kişisel tatminlere yenilmemiş, elimizde kalan son İstanbul hatıralarından biri olan Vapur’a doğru yürüdüm.

İstanbul vapurlarının en eskilerinden “Nurettin ALPTOGAN” ismini taşıyan şehir hatlarının emektarı, sanki beni bekliyor gibiydi. Her günümü karşı sahilinden seyrederek geçirdiğim ve yüzlerce kez gidişimin neredeyse tamamını Bostancı iskelesinden yaptığım Adalar’a bu defa “Olağanüstü Haller Reçetesi” için Kabataş’tan gideceğim.

Selam verir gibi bekleyen vapurun ön tarafından boğaza şöyle bir baktım. Henüz yaşayan ve yine henüz kaybolmayan silüetine doğru. Belki de kaybolduğundan, kaybolmuşluğuna alışmış olduğum haline mi bakıyorum diye de düşünmedim değil.

“Yine güzel görünüyor, içine çok fazla içine girilmedikçe” diye düşünüp, sert soğuğun etkisiyle gerilen ellerim ve yüzüme, sıcak bir vapur çayı tedavisi için hemen vapura bindim.

Üst katta vapurun seyir yönüne göre manzarayı seyredebileceğim bir cam kenarına oturup, sıcak ve lezzetli ince belli bardaktaki çayımı yudumlamaya başladım.

Olağanüstü haller reçetesiOlağanüstü haller reçetesi

“Nurettin ALPTOGAN” vapuru yorgun görünüyordu. Belki de her gün yaptığı boğaz hatları ve Kadıköy gibi daha kısa seferlerlerle karşılaştırınca kendi için uzun bir yolculuğa çıkacağından nefesleniyordu. Oturan insanlara baktım çayımı yudumlarken. Adalara, hafta içi bir günde, günlük telaşın yaşandığı bir saatin ortasında ve eve geliş-gidiş saatleri dışında kimler gidiyor diye meraklandım bir de. Sanırım reçete etkisini göstermeye başladı.

Emektar vapurun yolcuları, İstanbul’da bulunan turistlerden, fotoğraf meraklılarından ve bir kaç elele tutuşmuş sevgilinin oluşturduğu bir kalabalık görüntüsündeydi. İçtiğim çay sıcaklığını kaybederken, boğazın trafiği ve kıyının gürültüsünde belli belirsiz çıkardığı kalkış sesiyle hareket ettiğimizi farkettim.

İstanbul’da İstanbul’dan Uzaklara

İstanbul’un içinden bir başka İstanbul’a doğru uzaklaşırken, İstanbul’un içinde uzaklara gitme şansının olduğunu bilmek benzersiz bir duygu.

Kadıköy’de yolcu almak için yaptığımız kısa duraklamadan sonra, anakara sahilini, anadolu’nun başlangıç noktalarını yavaş yavaş uzaklaşan bir açıyla geride bırakarak denizin ortasındaki, İstanbul’un en güzel hediyelerine doğru yol almaya başladık.

Olağanüstü haller reçetesi

Adaların benim gözümde, hep İstanbul ile inatlaşan bir tavrı vardır. İstanbul’da yaşayanlara inat sessiz sakindir adalar mesela.

Adaları keyifli bir manzaranın en orta yerine koyup onu oradan seyreden İstanbul’a inat, onlarda sessizliğin ortasında geceleri ışıl ışıl parlayan İstanbul kalabalığına bakarlar. Birkaç kamu aracının dışında araç kullanılmadığından, arabaların verdiği statüyü ezer geçerler. Bisikletin zili ile sizi uyararak “burası ADA” diye seslenirler. At arabaları, faytonlar, sizin anakarada bıraktığınız aracınızın marka modeliyle sanki alay eder gibi yanınızdan geçip giderler.

Ben de oturduğum yerden, artık iyice uzaklaştığımız İstanbul’a bakarak, “Hemen yakınımda olduğunu bilmemin ve şu anda orada olmamanın” verdiği keyifle bir çay daha aldım emektar vapurumun büfesinden. Bu arada belediyenin “BELTUR” markalı işletmesiyle daha bir fiyat-kalite standartı ve gerçekten uygun bir içerikle hizmet veren bu büfeleri de çok tuttuğumu belirtmek isterim.

Çeşitli programları olmasına ve son yıllarda motorlarla yapılan taşımaların artmasına rağmen, eğer adaya gideceksem ve saatim uyuyor ise vapuru tercih ediyorum. Kim ne derse desin, dış görünüşü, dizaynı ve renkleri ile İstanbul’un asıl simgelerinden biri olan vapurlar tanıtım çalışmalarında hep geri planda kalıyorlar. Oysa ki en güzel İstanbul fotoğraflarında hep vapurlar var.

“Yeni” ismiyle piyasa sürülüp servise konan keyifsiz, renksiz ve duygusuz insan taşıma araçlarını (Onlara vapur diyemiyorum) bir yana koyarsak, şehir hatları işletmelerinin son dönemde yaptığı yeni programlar, içerikler, yetersiz de olsa müze kart bağlantılı seferleri ilgiyle ve keyifle takip ettiğimi de belirtmeliyim.

Prens Adalarına Doğru

Adalara yaklaşırken, benim bindiğim emektar “Nurettin ALPTOGAN” vapuru önce Kınalı sonrasında sırasıyla Burgaz, Heybeli ve Büyükada duraklamaları yapacak.

Rüzgar daha bir sertleşse de, yazının başında tavsiye ettiğim karışıma eklemek üzere, vapuru karşılayan martılara merhaba demek için, arkadaki açık güverteye çıktım.

Adaları düşündüm yine. İçimdeki kaçmak dürtüsüyle yakınlara bir yolculuk ve bir süre “hava almak” için gelmiştim prens adalarına.

Adalardan birinde inip içerilere doğru ilerlerken hissettiklerimi ve ortaya çıkan karışımı anlatmaya devam edeceğim. 

Not: Fotoğraflar, içinde bulunduğum anların belki de bilinç bir şekilde abartılmış halidir.Kimbilir? Bir rüya olmasını dilediğiniz ve uyanmayı beklediğiniz anların..

Olağanüstü haller

BİR YORUM BIRAK

Lütfen yorumunuzu girin..
Buraya adınızı girin..