PAYLAŞ

Phuket, Tayland gezimin en eğlenceli ve görülecek yerler konusunda en zengin durağı oldu. Kentin sokaklarında turlarken ziyaret ettiğimiz ve pazarlıklar yaptığımız sokak acentalarından doğa harikası Phuket adalarını ziyaret etmek için bir kaç program satın aldık. Bu programlar arasında Leonardo Di Caprio’nun başrolünü oynadığı “The Beach” filminin doğal platosu phi phi leh adasındaki maya koyu da, tabii ki her Tayland’a giden insanoğlunun olduğu gibi, bizim de uğrak noktalarımızdan. Phuket Adalar Turu başlasın öyleyse..

Phuket Adalar Turu: Sürat Motorlarıyla Tayland Adaları

Phuket adalar turu için yolculuğunuzu kendi seçeceğiniz deniz araçlarından biriyle gerçekleştirebilirsiniz.

Biz birkaç çeşit ulaşım aracından en hızlı olanlarını tercih ettik. Hızlı derken yanılmadığımızı tekneye bindiğimiz an anladık. Dükkandan fena bir pazarlık sonrası aldığımız tur (tur diyoruz ama aslında sadece ulaşımı aldık) için ertesi sabah buluşma saatinde, buluşma yerinde olmamız isteniyor. Tabii ki bir gece önceki “Fantasea” gezimizden dolayı tecrübe edindiğimizden herhangi bir panik durumum yok bu defa. Odada uyuya bile kalsam, beni gelip bulur ve alırlar diye düşünüyorum artık. Öyle iyi organizasyon yapıyor bu adamlar!

 

Sabah erkenden kalkıp bol meyveli bir kahvaltı sonrası buluşma yerine belirtilen saatte çıktık. Evet sanırım tahmin edersiniz ki, herhangi bir aksaklık yaşanmadı. Minibüse binip, yine başka birkaç otelden turistleri toplayıp teknelerin kalkış yapacağı limana geldik. Onlarca tekne, yüzlerce turist var burada. Sanki herkes Phuket’i terk ediyor gibi. Küçükten büyüğe sahilde sıralanmış tekneler, müşterilerini alıp açılıyor, bir süre sonrada gözden kayboluyorlar. Sanki bir ülkeden başka ülkeye göç eden mülteciler gibiyiz. Öyle olmadığı sadece deniz, eğlence için yolcuların yanlarında bulundurdukları detaylara bakınca anlaşılıyor. Çeşit çeşit tur programı yapanlar, sadece ulaşım alanlar, balığa çıkanlar, özel tekne kiralayanlar yani ne ararsanız var sabahın bu saatinde burada. Herkes teknelerine biniyor.

Phuket adalar turu

Kıç tarafında 3 tane 225 beygirlik motor takılı bir sürat teknesine de biz bindik. Ulaşımın hızlı olması kadar, denizin sertliğiyle de ilgili olduğunu düşündüğüm teknelerin hep güçlü motorlar ile desteklenmiş olması dikkat çekici.

Geçip oturduk teknenin kıç tarafına doğru. Hareket ettikten kısa bir süre sonra, birden açık denizin ortasında bulduk kendimizi. Teknede yaklaşık 10 kişiyiz ama motorlar sayesinde “bana mısın!” demiyor alet. Hızı devamlı artırarak “formula” tadında, sağımızda ve solumuzda daha yavaş giden deniz araçlarını geçip durduk. Çok keyifli anlar be!

Phuket adalar turu

Açık denizde bulunmak farklı bir durumdur her zaman. Karadan -hele ki bu hızla- uzaklaştıkça, havanın ve denizin sakinliğinin ayrıldığınız yerle hiçbir ilgisinin olmadığını görürsünüz. Biz de aynısını görmeye ve hissetmeye başladık. Denizin bir anda bu kadar sertleşeceğini düşünmemiştim. Ancak tabii ki denizde büyümüş deniz çocukları olarak, su serpintilerinden kendimizi koruyacak bir şekilde otursak da, denizin ve manzaranın keyfini en iyi biz çıkardık diyebilirim.

Phuket Adalarında Dalış: Dal Bakalım Mercanlara

İlk olarak bir koya girdik. Havanın sertliğinin hiç hissedilmediği bu bölge olağanüstü görüntülere sahip. Denizin rengi ve aşağıdaki doğal hayat öylesine ilgimi çekiyor ki, teknede bulunan şnorkel ve deniz gözlüğünü daha görevliler söylemeden alıp, direkt suya daldım.

Her yer cam kadar keskin mercan kayalıklarıyla dolu. Tabii ki “madem o kayaları buraya koymuşlar, benim de onlara bir çarpmam gerekiyor elbette” diyerek, dizimi suya girer girmez bir tanesine çarptım. Kısa süreli bir acı hissettim ama çok da önemsemedim.

Denizin dibine doğru bakmak için suyun içinde hafifçe eğildiğimde mavi, lacivert tonlu kocaman bir balıkla göz göze geldim. Ben biriyle göz göze geldim ama aslında bayağı kalabalıklarmış hatta yüzlercesi burada galiba! İnanılmaz tonlarda, rengarenkler! Dizimden gelen acıyı yeniden hissedince yine suyun içinde eğilip dizime baktım. Hafifçe kanadığını gördüm. Birden irkildim! Sorun küçük bir yaralanma değildi tabii ki. Ama tam o anda Hollywood filmlerinden sahneler gözümün önüne gelip kilometrelerce öteden bir köpekbalığı sürüsünün kan kokusu alması aklıma geldi! Bildiğin aksiyon ve sonrası vahşet falan yani! Yok canım dedim birden ama hafiften etrafı da kesmeye başladım. Ben bunları düşünürken yeşil, sarı, siyah karışık renklerde bir küçük balık sürüsü hemen önümden geçti. Ben onlara bakarken aklımda ne dizim kaldı ne köpekbalıklarının başrolde olduğu aksiyon filmi.

İyi ki buradayım ve iyi ki şu anda sudayım dedim. Biraz daha yüzdükten sonra mercanlara dikkat ederek, kopmuş bulunan bir mercan parçasını da alıp tekneye çıktım. Çıkar çıkmaz İstanbul’da olsa “Zeytinburnu Çocuğu” olarak tanımlayabileceğim bir edayla teknenin yan tarafından tutunarak bana doğru gelen Taylandlı tekne görevlisi garip hareketlerle “Taşı al kafama at!” tarzı birşeyler anlatmaya başladı. Tabii ki anlamadım ve mercan parçasını ne yapacağımı bilemeden denize doğru bıraktım. Meğerse o da mercanı kafasına değil denize geri bırakmamı söylemeye çalışıyormuş. Sonradan öğrendim ki buralardan kum tanesi bile almak yasakmış. Hem doğanın korunması hem de bundan ekmek yediklerinden bir zarar görmemesini istedikleri içinmiş. Bu adamlar her gün beni şaşırtacak haraketler, davranışlar yapıyorlar.

Aslında uğradığım şaşkınlık kadar, ülkemizde bu tip durumlara bakış açısını düşündükçe içimi birden üzüntü de basmıyor değil hani! Denize attığım parça için sevimli Taylandlı Zeytinburnu çocuğu denizci, teşekkür edercesine ellerini göğsünde birleştirip başını eğdi yine. Dur bende aynısını yapayım bari. Zaten bu öyle bir hareket ki, aynısını yapmayı düşünmeseniz de birden vücudunuz gidiveriyor. Sihirli gibi birşey!

Bu arada sudan çıkınca, tuzluluğun etkisiyle biraz daha fazla sızlayan dizime tekneciden aldığım ilk yardım malzemelerini uyguladım. Sanırım biraz daha iyi şimdi.

Phuket Adalar Turu: Ver Elini Phi Phi

Tekne yeniden hareket ederek sağlı sollu gelen açık deniz hareketlerini engelleyen manevralarla silüeti beliren adaya yaklaşmaya başladı. Etrafta küçük tekne sayısı azaldı. Sanırım buralarda görülecek, gezilecek noktalar var.

Yaklaştığımız adanın kayalıklarının yanında bir koya girdik. Çok etkileyici bir görüntü. Aynı o filmdeki gibi ve gerçekten güzel bir manzara. Phi phi leh’e geliyoruz. Sahilde onlarca tekne var. Buranın Phi phi leh ve don adında iki parçası var. Tabii ki milli park statüsünde.

Tekne bembeyaz kumlarla dolu sahile yanaşmaya başladı. Bunlara kum diyorsak bizim bildiklerimiz nedir diye aklıma takıldı o an. Kum diye tanımladığım oluşum hani bildiğimiz un gibi. Ayrıca yapışkan. Yapıştıkça yapışıyor ellerimize ve ayaklarımıza. Denize adım atarak sahile ayak bastık. Gerçekten bu kumların üzerinde yürümek büyük bir keyif. Tamamen “turistik” bir kalabalık adayı doldurmuş durumda. Adanın içlerine doğru yürümek fikri aklınızdan hiç gitmiyor. Keşfetmek duyguları sarıyor insanı burada. Teknelerin sınırlı kalış sürelerinden dolayı bu fikri gerçekleştirmek şimdilik imkansız gibi. Ama çok da imrendirici ve sizi çağıran bir yapısı var bu dünya harikasının. Kumun, sahilin, kıyının ve denizin keyfini “oldukça fazla” çıkarıp, öğle yemeğini de yiyeceğimiz phi phi’nin diğer parçasına gitmek üzere tekrar teknelerimize bindik.

Sahile yanaştığımız adanın kıyısından itibaren iki tepe arasında kalan bölüme oldukça turistik amaçlı oluşturulmuş bir yerleşim kurulmuş. Önce yemeğimizi yemek üzere restorana geçtik. Masalara “ortaya karışık” şeklinde bir takım yemekler geldi. Kokularıyla ve biraz bakarak neler olduğuna baktığımız yemekler çok iç açmasa da, gidilen yerdeki yerel yemeği yemek taraftarı olduğumdan iştahla götürdüm. Tavuk ve balık sandığım karışımlar çok da kötü değil hani! Pilav ile yemek faslını da aceleyle tamamlayıp, adada bulunan çarşıya doğru gittik.

Sabah çıktığımız da harika olan havada bir takım kara bulutların gezinmeye başladığını farketsem de, bulunduğum yerin keyfinden çok da umursamadım.. Ve işte o an uzun hindistan cevizi ağaçlarının yapraklarının rüzgarla ciddi şekilde sallanmaya başladığını gördüm. Denizin rengi de,  gökyüzünün değişen yapısıyla beraber iyice koyulaştı. İlginç olan bu anlattıklarımın birkaç saat içinde değil, sadece bir kaç dakika içinde olması!.

Bizden başka kimse bu değişen hava durumuna aldırmadığına göre, bunun devamlı gerçekleşen bir durum olduğuna karar verdim. Biraz gezindikten sonra artan rüzgar ve kararan hava ile birlikte yeniden tekneye biner binmez yağmur damlaları düşmeye başladı. Yaz yağmurudur canım! Musonlar sona erdi zaten.. derken, teknenin hareketiyle birlikte koydan da çıkıp açık denizin de dalgalarla kabardığını farkettim.

Yağmurluklarımızı üzerimize geçirdik. Ancak iyiden iyiye hem yağmur hemde denizin ortasında hop hoplayıp deniz ile ilişiği kesildikten sonra tekrar suya düştüğünde büyük bir ses çıkaran teknemizin sıçrattığı dalgalarla adeta sucuk gibi olduk. Islanmak sorun değil ama çantanın içerisindeki fotograf makinem ve aparatları korumak sorun oluyor. Gelen rüzgar, yağmur ve dalgalardan gözlerimizi kısarak bazen de tamamen kapatarak gittiğimizden etrafı falan da görmüyoruz.

Birden dalgalar durulur gibi oldu ama yağmur tüm şiddetiyle devam ediyordu. Motorun sesinin azalmasından dolayı, anladığım kadarıyla bir yere daha geliyoruz. Denizin ortasında bir vaha tarzı küçücük bir ada burası. Turumuzun içeriğinde olmasa da, rüzgar ve yağmur nedeniyle mola vereceğimizi söylüyor kaptan!

Böyle molayı yerim ben! Burası harika bir yer. Filmlerdeki gibi dört yanı kolayca görülen bir kara parçası. Tropik ağaçlar, kum ve bir kaç şekilsiz kayadan oluşuyor. Tekneden atlayıp adanın ortasındaki bar gibi görünen, üzeri ağaç dallarıyla kaplı yere doğru aslında tamamen ıslanmama rağmen koşarak gitmek istedim. Atlamamla, teknenin suyun içerisinde kalan ipine ayağım takılarak muhteşem okyanus sularını tatmam bir oldu.

Zaten kuru bir yerim kalmamıştı bu da işin zirvesi oldu. Sudan çıkınca oldukça cool bir tavırla bu defa hiç acele etmeden ve yağan yağmura da aldırmadan sudan çıkmış balık halimle yürüyerek o mekana gidip bir kahve rica ettim. İçeridekiler bana bakıp biraz gülümseseler de tavrımı bozmadım.. Kahvemi yudumlarken hemen arkamda asılı duran t-shirtlerin satılık olup olmadığını sordum. Beğendiğim bir tanesini satın alıp kuru birşeyler giymiş olmanın keyfini çıkararak, kahvemin enfes kokusuyla tropik bir adada yağan yağmuru izlemeye başladım.

Kısa bir süre sonra yağmur durdu ve güneş açtı. Maymunların bulunduğu sahile gitmek için tam sırası. Tekneye atlayıp, hareket ettik. Maymunların sahiline gidiyoruz. Evet adanın maymunlarının bulunduğu bir plajı var. Monkey beach olarak anılıyor. Maymunlar biraz turizm adına çalışıyorlar gibi. Ellerinde turistlerin bıraktıkları yiyecek ve içecekler var. Yanlarına gitmeden önce uyarılıyoruz. Eşyalarınıza sahip çıkın diye. Elleri uzun , yankesicilik yanları da olan maymunlarmış. Dünyanın en güzel sahillerinde elinde Pepsi şişesiyle keyif yapan bu hayvanların durumlarından şikayet ettiklerini sanmıyorum. Neşeli ve komik dakikalar yaşadıktan sonra fotoğraflayıp ayrıldık Monkey Beach’den.

Phuket, güzelliğini adaların sunduğu bu doğa cennetleriyle taçlandırıyor. Geçirdikleri büyük bir felaket olan tsunami faciasının her yerde izi, etkisi ve uyarıları var. Tayland gezginlere ve turistlere fazlasıyla keyifli seçenekler sunuyor.

Phuket adalar turu, bu kadarla bitmiyor. Hepsi Phuket gezi rehberi’nin parçası aslında. Tayland gezisi Phuket ile birleştiğinde çok daha etkileyici hale geliyor.

Phuket’de kalınacak alternatif tesisler ve fiyatları için buradan faydalanabilirsiniz.

Booking.com

1 YORUM

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here