PAYLAŞ

Türkiye’de birçok antik kent bulunuyor ve bu antik kentlerin de büyük bir kısmı doğa yürüyüşleri rotalarının içerisinde yer alıyor. Bu rotalardan biri de Seleukeia antik kenti’nin içinden geçiyor. İşte biz de hem Seleukeia Antik kentini ziyaret edebilmek, hem de bir doğa yürüyüşü yapabilmek için, Antalya’dan Manavgat’a uzanarak Sarılar tabelasından içeriye doğru girerek Bucak Şeyhler köyüne varıyoruz. Bucak Şeyhler köyü Seleukeia Antik kentine 3,5 kilometre uzaklıkta yer alıyor.

Seleukeia Antik Kenti

Bucak şeyhler köyü sakinleri, yaşadıkları yerin antik kente yakın olması dolayısı ile bir turizm hareketliliği sezdiklerinden birkaç mola yeri ve restoran ile köyün çehresini değiştirme hazırlığına girişmişler.

Seleukeia’ya giden yol yakın bir tarihe kadar stabilize toprak bir yolmuş. Eski Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul GÜNAY’ın bir ziyaretinde verdiği talimatla, köy ile antik kent arası asfaltlanmış. Torosların eteğindeki bu Antik kenti kültür, tarih ve arkeoloji turizmi ile buluşturma adına yapılan bu çalışma tabii ki fikir olarak çok önemli bir girişim. Ancak Seleukeia’ya ya da antik değerlere verilen önem, koruma v.s sağlanamadıktan sonra yola dökülen bir asfalt ile gösterilemiyor maalesef.

Umarım fikir iyi niyetli olmasına rağmen antik kente zarar vermez.

Seleukeia Antik Kenti Doğa Yürüyüşü Rotası

Biz de rotanın gösterdiği gibi Seleukeia Antik Kenti’ne ulaşmak adına önce Bucak Şeyhler Köyü’ne ulaştık. Hemen ardından da köye bir göz atıp eşyalarımızı sırtlayıp antik kente doğru yola çıktık.

Köyün içerisinden geçip yolu takip ederek ormanlık alana girdiğimizde iki kilometre kadar bir yol yürümüş olduk. Hafif bir yokuş olduğundan çok da performans yapmadan güzelce yürünebilecek bir güzergah burası.

Yürüyüş esnasında Antalya’da turistlere düzenlenen bir gezi olan ve Cabrio Safari adı verilen yanları ve önleri kesilerek modifiye edilmiş otobüslerle antik kenti kısa bir ziyaret için gelen turist gruplarına rastlıyorsunuz. Ayrıca burası yine bölgede turistik jeep safari turlarının güzergahlarında yer aldığından belirli saatlerde yoğun bir araç hareketi söz konusu.

Kısa yürüyüşten sonra ormanın oluşturduğu manzara ve huzurlu bir parkurun devamında kent kalıntılarının ilk bölümüne varıyorsunuz. Kapı olduğu belli olan bölümden içeri girerek, gerçekten bugüne kadar gördüğümüz antik kentler içinde bunca harap edilmesine ve yalnız bırakılmasına rağmen hala ayakta duran kısmıyla göz kamaştırıyor Seleukeia.

“Ayakta duran” tabirini kullanmak ise elbette işin üzücü yanı. Kalan bölümünün de yok olmaması için çeşitli girişimler yapılıyor. İlgili bakanlık, Antalya valiliği ve diğer resmi kurumların kimi çalışmalarının olduğunu hatta burayı bizzat ziyaret ettiklerini biliyoruz. Hızlı davranmak ve kalanını koruyup, gün ışığına çıkmayan kısmını sunabilme adına hala hızlı ve ciddi çalışmalar gerekiyor.

Seleukeia Antik Kenti Tarihi ve Yapısı

Antik kentin önerilen ilk adı Seleukeia, gemicilerin el kitabı olan Stadiasmus Maris Mayni’ye dayanarak ileri sürülmüş. Ancak günümüzde kentin Side diliyle yazılmış bir yazıtında söz edilen kutsal alana dayanarak bir dağ kenti kimliğiyle eski bir Pamfilya kenti olan Lyrbe olması gerektiği ve Seleukeia Antik Kenti’nin Manavgat Çayı ile ulaşılabilen başka bir noktada bulunması gerektiği kanısı ağırlık kazanıyor. 

Antik kentte 1972 yılından 1979 yılına kadar Prof. Dr. Jale İnan tarafından sürdürülen kazı çalışmaları ile agora ve çevresi ile birkaç hamam ve tapınak yapısı üstündeki bilgiler genişletilmiş. Şehre güneyden girişi sağlayan anıtsal kapı, surların hemen hemen ortasında yer alıyor. Bu kapı, iki anıtsal kule ile sınırlandırılmış. Anıtsal kapının her iki tarafından doğu ve batı yönüne kadar uzanan surlar uçuruma kadar devam ediyor.

Surların dış yüzeyi kesme kumtaşı bloklardan düzgün olmayan rektagonal teknikte örülmüş. Kentin merkezindeki agoranın batı tarafı yamaca yaslatılmış, doğu kıyısına iki katlı yapılar yerleştirilmiş. Genel çizgileriyle Helenistik döneme tarihlenen agoranın içine güneydoğudaki anıtsal kapı ile giriliyor. Bu tetropylon, dört ayaklı kapı tarzında yapılmış ve olasılıkla agoraya sonradan eklenmiş. Agora’nın batısında bulunan yapılar Galeri 1 ve 2 olarak tanımlanıyor. Galerilerin içerdiği İyon mimari parçaların yanı sıra burada agora düzlemini oluşturan teras duvarlarından içe geçiş veren kapı gözlemlenmiş.

Yedi Bilgeler Mozaiği

Agora’nın kuzey kanadı ise önemli yapılardan oluşuyor. Bunlardan Yedi Bilgeler mozaiğini içeren mekân, yapısal işlevleri yüzünden kütüphane olarak tanımlanıyor.

Agora’nın güneydoğu köşesine yerleştirilmiş, dairesel iç planı olan yapı kapısı üstündeki yazıta göre Nektareion diye adlandırılıyor. Aslında ahşap basamaklı bir bouleuterion ya da odeion olduğu düşünülen yapı, ithaf edicisi mimarı Nektaraios’un adını taşıyor.

Seleukeia antik kenti antalya

Doğu portiko yerinde korunmuş sütunları ile arka planındaki iki katın pencere ve kapılarıyla oldukça iyi durumda. Üst kata ulaşan merdivenler, portikonun ahşap tabanını oluşturan hatıl delikleri ve dükkânlar dizisi ile tipik bir iyon agorası görünümü burada izleniyor. Agora’nın kuzeyindeki heroon bir podyum üzerine oturtulmuş ve prostylos tapınak planı veriyor.

Antik kentin güneybatısında ise üç kısımdan meydana gelmiş bir hamam kompleksi ile dikdörtgen planlı, tek apsisli, üç nefl i, çift narteksli, iki katlı bir yapı olan kilise yer alıyor. Nekropol kentin güneydoğu ve güneybatısında. Lyrbe, bir dağ yerleşmesi olmakla beraber mevcut kalıntılar, özellikle Roma döneminde oldukça gelişmiş bir kent olduğunu gösteriyor.

(Kaynak: George E. Bean, Journeys in Rough Cilicia in 1962-63; Lanckoronski, Stadte Pamphyliens und Pisidiens, II, Wien, 1892, s.186 vd.; Antalya Valiliği Kültür Envanteri ( Manavgat-Serik ) 2004, sf. 74-81.)

Antik Kentleri Ziyaret Etmeyi Maalesef Bilmiyoruz

Kentin agora bölümünde fotoğraf molası verip birşeyler yedik. Ancak maalesef bizden önce gelen ziyaretçilerin de yemek ve içeceklerini burada yediklerini ve ancak artıklarını etrafa saçıp, bıraktıklarını görünce antik kentlere neden önem vermediğimizi anladım. Burada da bakım ve koruma amaçlı bir sistem olmadığından etrafta kırık şişeler, yemek artıkları, çöp poşetleri ve tabii ki pet şişeler cirit atıyor. Yemekten sonra biraz etrafı toplayıp çöp haline getirip ortalığı temizledik.

Eşyalarımızı ortada bir taşın yanına bırakıp kenti keşfetmek için kalıntılar arasında kaybolmaya başladık. Her taraf tahrip edilmiş bir takım eserlerin parçalarıyla dolu. Kimbilir belki de bir değer etmediğinden ya da başka düşüncelerle parçalanmış olmalılar diye düşündürüyor.

Etrafta kaçak kazılardan kaldığını sandığımız bir çok çukur bulunuyor. Bu nedenle yürürken dikkat edilmesi gerekiyor. Değerli olduğunu düşündüğüm bir dolu detay, taşlarla ve düzensiz çalılarla gözlerden kaybolmuş. Ağaçlıklar arasında küçük girişlerden girilerek daha geniş bölümlere açılan odacıklar bulunuyor. Bunlardan bir tanesine girip içeriye baktık. Ancak buraya da tahmin edebileceğiniz üzere davetsiz misafirler bizden çok önceleri içeri girmişler ve etrafı kolaçan etmişler. Şu anda yarasalara ev sahipliği yapan bir yapı olarak duruyorlar.

Seleukeia antik Kenti

1972-79 yılları arasında İstanbul Üniversitesi’nden Prof. Dr. Jale İNAN başkanlığında resmi kurtarma kazılarının yapıldığı antik kenti gezdiğinizde, kaybolanlara karşı inanılmaz bir üzüntü sarıyor içinizi. Yine de bazı kurtarılan eserlerin Antalya Müzesinde sergilendiğini belirtelim. Bunlardan en önemlisinin  “Yedi Bilgeler Mozaiği”  olarak isimlendirilen, işçiliği ve renkliliği ile ön plana çıkan Anaksagoras, Pyhtagoras, Demosthenes, Lykurgus  gibi bilgelerin portrelerini içeren mozaik olduğunu söyleyebilirim.

Şehrin bir dağ yerleşimi olması sebebiyle korunaklı olduğunu düşünüyorsunuz. Ancak  sadece giriş tarafında surlar olması, korunma yönünden nasıl bir önlem almışlar diye düşündürürken kentin kalan diğer üç yanının uçurumlardan meydana geldiğini görünce gerekli cevabı sunuyor.

Çevrede bir çok alternatif yürüyüş rotası bulunuyor. Bunlar arasında uçurum kenarlarını takip edenler ve baraj gölüne ulaşanlar olduğu gibi çevrede daha uzun rotalar da çıkarmak mümkün. Kentin en yakın tarafında bulunan yükseklik, harika bir manzara, ormanlar, yeşilin müthiş tonları ve baraj gölünü seyretmek için nefis bir konumda.

Antik kenti terk edip geldiğimiz yöne doğru yola koyuluyoruz. Bu kadar yakınımızda sadece yedi kilometrelik bir doğa yürüyüşü ile geçmişin izlerine varmanın tadını , geçmişin izlerini yok etmek için harcadığımız duyarsızlıklar nedeniyle çıkaramıyoruz.

Seleukeia antik kenti veya Lyrbe! veya her neyse ve hatta her neredeyse.

Biraz özen, biraz emek ve biraz ilgi, ancak ondan çok daha fazla da eğitim gerekli!

Booking.com

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here