Seyahat notları yazmaya devam ediyorum. Seyahat günlükleri yazıları olarak adlandırıyorum bunları ve biliyorsunuz bir gezi yazısı değil bunlar. Sadece bir seyahat yazarının ruh halleri.. Pandemi öncesi mi bir buhrandı yoksa şimdi mi daha bulanık her yer?

Seyahat Notları

Havaalanındayım yine. Öyle oturdum etrafı seyrediyorum. Bir boşluk var bugün koca alanda. Birazcık bende de olan aynı boşluktan..

Uzun zamandır bir şeyler eksik içimde. “Uzun zamandır” diyorum ama, aslında çok daha uzun zamandır eksik olduğunu farketmememe kızıyorum. Öylesine kızdırıyor ki bu düşünce beni adeta kendimi hırpalamak istiyorum.

Seyrediyorum ya etrafı şu an, belki de bahsettiğim “boşluk”ların hepsinin sebebi bu.. En sevdiğim sözlerden biri olan “Büyük lokma ye ama büyük konuşma” aklıma geldi bir an. Aslında bu sözün gerçekliğine inanıyorum bile demek istemiyorum çünkü bunun gerçek olduğunu biliyorum. Bilmekten çok bunun sebebi başıma gelenler olmalı sanırım. Bir tür tecrübe veya deneyim anlayacağınız..

Oturduğum yerde kulaklarıma kocaman uğultular geliyor. Boğucu bir ses gibi sanki. Yok yok merak etmeyin! Bildiğiniz havaalanı uğultusu işte. Yalnız şu anonslar biraz azalsa artık. Etrafı bangır bangır inletip yol halinde olan aklımı karıştırıp adeta düşüncelerimi durduruyor.

Valizim ve Sırt Çantama Haksızlık Ediyorum

Yanımda kahrımı uzun zamandır çeken valizim ve küçük sırt çantam var. Sanki arkadaş gibiyiz son zamanlarda onlarla. Kahrımı uzun zaman çektiler doğrusu ama bu günlerde içimden “Biraz daha mı fazla eziyet ediyorum onlara acaba?” diye düşünmüyor değilim.

seyahat notları buhran

Bir kaç aydır valizimin içinden bazı eşyalarımı çıkarmıyorum bile. Sadece kirli olanları yıkamak için bir süreliğine valizden ayırıyorum. Temiz olanlara daha da kötü davranıyorum! Seyahatten dönünce ise mutlulukla yerine kaldırmıyorum onları, kaldıramıyorum..

Her şeye ve her yere olan aidiyetimi öldürmeye çalışan öyle çok neden var ki bu aralar. O nedenle onlar da öylesine sessiz öylesine sedasız takılıyorlar ilk konuldukları yerde. Evim dediğim ama “ev” olmanın gerektirdiği etkileşimi hissetmediğim yapının koridorunda kimi zaman yürüyenler çarpıyor, kimi zaman da üzerine bir şeyler atılıyor.

Onlar da bu günlerde yalnız gibiler yani. Aynı kalabalıkların arasındaki “ben” gibi.

Seyahatler Neden Heyecan Verir Bana Bilir misin?

Seyahatler her zaman heyecan verir bana. Hatta “yalnız” olarak bir yerlere gittiğimde aklıma sevdiklerimi getirip “Bir dahaki sefere mutlaka onlarla da gelmeliyim” diye düşündürür. Ya da o yere sevdiklerimle daha önce gitmişsem “Şurada şunu yapmıştık, burada bunu yemiştik, şunu da tekrar göreyim” gibi duygularla sarıp sarmalanırım gittiğim yerlerle.

Bu davranış, benim dünyamda insan olmanın, sevmenin, hayatı paylaşmanın gereği gibi belki de..

Belki de o yüzdendir, seyahatlerin kimselerin aklına getirmediği “Zor” taraflarına katlanıyor olmam.. Kim bilir? Yoksa sadece bir yer görmek, sevdiklerini, alışkanlıklarını bırakmak ya da hayatla inatlaşmak için seyahate çıkılır mı?

Ah O Sabah Kahvaltılarım

Havaalanında oturmaya devam ediyorum hala. Az ötedeki kafeden aldığım kartonun içindeki kahvenin kokusu geldi yine burnuma. Bir kokuyla yolculuklara çıkan bir ruh halinin tarifi aslında bu. Mis gibi kokularla sabah uyanışlarıma doğru gittim bir anda.

Sabah kahvaltılarının hayatımdaki önemi büyük. Ama o bildiğiniz şaşaalı kahvaltılarda yok gözüm. Hani ismi “serpme” olan trend(!) karışıklıkları sevmem bile diyebilirim.. Bir de kahvaltıda özellikle tatlı olan şeylerden pek de keyif almam. Peynir, ekmek, yumurta, zeytin, mevsiminde domates ve salatalıklarla dolu olan, yani aslında daha fazla tuzlulardan oluşan güzel renklerdir benim kahvaltılarım. Tamam Nutella’yı da koy bir köşeye :))

seyahat notları

Tabii bir de çay lazım! Hani suyu kaynarken buharı çıkan, çiğ çay yapraklarının kokusunu önce mutfağa, sonrasında da odalara yaydığı demli bir çay. Ama onu da yalnız içmemek gerekir. Çünkü kahvaltılarda aslolan, bir sofranın bir yanında olmaktır benim için. Sofra ve sofrada oturanlar yoksa, neyleyim ben o kahvaltıyı!

Öyle olsa “kahvaltı benim için önemli” demez, bir simit arasına yaydığım peynirle yolda da geçiştirir olurdum.

Yani anlayacağınız başlangıçtır o kahvaltı. Birçok şeyin başlangıcı. Uykudan feragat ettiren bir başlangıç. Sadece o sofralarda olabilmek için olan küçücük bir heves işte! Mutluluk sebebi anlayacağınız. Küçüklüğümden beri belki de hiç aksatmadan hep ailece oturduğumuzdan, öylesine bir alışkanlıktır belki de o kahvaltılar benim için.

Hiç bir zaman sofradakilerin nasıl veya ne şartlarda alındığını sormadığım, sadece “Şu var mı? Bu var mı” diye istekler yağdırdığım, annemin babamın kahrımı çektiği canım kahvaltı sofralarım.

Merak Edeni Olmalı İnsanın

Beklemeye devam ediyorum havaalanında..

Gecikmeler anons ediliyor şimdi de.. Yok şu nedenle, yok bu nedenle kalkmayacak uçakları sayıyor o boğucu sesli anonsa kişilik veren kadın sesi.

Alandaki o kadar çok kişi anonslara kulak kabartıp evlerine, işlerine belki de aşklarına gecikip gecikmeyeceklerini dinlemeye çalışıyorlar. Bazıları ellerine telefonları aldı bile. geç kalacaklarını bildiriyorlardır belki de.

Birçokları gibi bende de alışkanlıktır gecikmelerimi bildirmek. Beni merak edecek olanlara haber vermek. O nedenle uzun yıllar bu konuda mesaj göndermedim. Çünkü sevmiyorum “Ben indim, ben bindim” diye kısacık cümleleri. Yol halinde bir ses duymak isterim hep. Benim de sesini duymak isteyenler olduğuna inanarak!

Ne de olsa garantisi olmayan dakikalar yaşıyoruz. Kısacık bir hayat içindeyiz. Sesleri özleyeceğimiz kadar kısa bir hayat. Bir kez daha olsun “ses” duymayı hep kâr saydım bu nedenle kendime.

Aynı şu ötedeki kadın gibi. Çocuklarıyla konuşuyor diye tahmin ediyorum. Bir dolu, “yemek yediniz mi, ilacını içtin mi?” sorularıyla sıralı cümleler kuruyor. “Ben hangi akşam sizleri öpmeden uyudum ki?” diye eklediğinde içim bir tuhaf oldu. Yutkunamadım.. Annelik başka derler ya hani. Belki hakikaten öyledir ama belki de bambaşka bir şeydir.

seyahat notları yazıları

Anonsu Bekliyorum

İnsanlığın doğuşundan beri bir seyahat etme hali olduğunu düşünüyorum. Hayatta kalmak için yiyecek içecek bulmaya giden ilk insanlardan günümüze, hayat hep şu anda “para” dediğimiz ama çeşitli dönemlerde farklı formlar kullanılan bir illetin üzerine kurulmuş. Sonraları da bu illet gözleri döndürücü bir hal almış.

Benim küçüklüğümde babamın eve nasıl para getirdiği veya o paranın, o parayla alınan eşyaların, yediğimizin içtiğimizin nasıl alındığı konusu birçok kişi gibi bana da pek uzak bir konuydu. Bir arada olmak yani “aile” olmaktı önemli olan. Hani eskilerde durum anlatan bir söz vardır ya..  Aynı onun anlattığı gibi “Kapı kapanır ve ne olursa evde kalırdı” yani “Kol kırılır yen içinde kalır sözü gibi.”

Babamın zor zamanlarını hatırlıyorum.. Ama bizim, yani annem, ablam ve benim ona nasıl destek olup olamadığımızı hatırlayamıyorum hiç! Sadece şunu biliyorum. Beraberdik!..

Hatırladığım bir şey varsa o da sanırım yani aslında eminim ki; kötü insanlar değildik biz! Dışardan gelen rüzgarları içimize hiç almazdık.

Şimdi öyle mi? Rüzgar daha hızlı ve sert girsin diye kapı pencere açılıyor. Evlerin içerisinde yaşananlar hemen parmakların üzerinde dolaştığı küçük ekranlarda “Canım, tatlım, dostum, kankam” denilen “Yakın dost ve arkadaşlara” aktarılıyor. Onlarda aynısını yapıp, çok çok samimi(!) olunuyor.. Sonra?.. Sonra ne mi oluyor? Onu da anlatacağım ama bir anons var yine. Dinlemeliyim.

Eveet.. İşte bu benim beklediğim anons! Kapıya çağrılıyoruz. Yani en azından benim uçağımda bir gecikme yok. Bugün de “iyi” olan haber bu olsa gerek. Hele bir de inip bindiğini merak eden de varsa değme keyfine..

İçimden geçen çok şey var daha.. Bir ara oturur yine, sen ve ben konuşuruz.

Seyahat Notları

2 YORUMLAR

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz