PAYLAŞ

Makedonya’nın başkenti Üsküp, kenti neredeyse ikiye ayıran Vardar nehrinin iki yakasına kurulmuş ve bizim tarihimizden de çok fazla izler taşıdığından hiç de yabancılık çekmediğimiz bir şehir. Beşyüz yıldan fazla bir süre Osmanlı hakimiyetinde kalmış olan Üsküp gezilecek yerler bakımından da bu özelliğiyle daha da bir dikkat çekici hale geliyor.

Başkent Üsküp Gezilecek Yerler

Üsküp, günümüzde dağılan Yugoslavya’yı oluşturan cumhuriyetlerden Makedonya’nın hem başkenti hem de en büyük şehri. Yaklaşık olarak 550 bin nüfusa sahip olan başkent Üsküp’ü çok kez ziyaret etme fırsatı bulduğumdan gelişimi ve değişimine tanık olma şansı yakaladım.

Üsküp kentine geldiğinizde dikkatinizi çekecek olan en önemli şey deyim yerindeyse iki ayrı Üsküp görecek olmanız. Kentin ortasında geçen Vardar nehri, Üsküp’ü fiziki olarak ikiye ayırmasının yanında iki kıyıda iki farklı mimari ve beşeri yerleşim kurmuş durumda. Vardar nehri Üsküp’ü iki yakaya ayırdığı gibi, iki ayrı zamana da bölüyor sanki. Nehrin, akış yönü baz alındığında sağ taraf “Yeni Üsküp” sol taraf ise “Eski Üsküp”ü oluşturuyor. Bu durumun getirdikleri ve götürdüklerini ayrı bir makale ile aktarmaya çalışırım ama önce Makedonya’nın başkenti Üsküp ve gezilecek yerleri listesine bir göz atalım.

Üsküp’ün Simgesi: Taş Köprü

Vardar nehri üzerinde en merkezi yerde bulunan köprü Taş köprü ismiyle anılıyor(Stone Bridge).

Taş Köprü, Üsküp’ün çok önemli bir simgesi. Üsküp şehir armasında da yer alan bir sembol olan Taş köprü, yapımı hakkında ise çeşitli söylentilere sahip. Günümüze kadar Osmanlı mimarisinin ayakta kalmış en iyi örneklerinden biri sayılan bu köprü hakkında, 6.yüzyılda Doğu Roma imparatoru Justinyen tarafından aynı yerde bir başka köprü yapılmasından dolayı Osmanlı mirası olmadığı konusunda tartışmalar sürüp gidiyor.

Bu tartışmaların nedenini düşündüğünüzde vardığınız sonuçları doğal karşılayabiliyorsunuz. Çünkü aslına bakarsanız, önemli bir Osmanlı-Türk mirasına sahip olan Üsküp ve dolayısı ile Makedonya’nın bu mirasa sahip olmaktan çok da keyif aldığını göremiyorsunuz. Hatta Üsküp’ü gezdikçe şehrin dokusunu oluşturan ve kentin sembolü olacak kadar coğrafyaya işlenmiş olan bu köklü tarih mirasından rahatsız olduklarını bile söyleyebilirim. Ama bunlar Üsküp’ü ve Makedonya’yı sevmemi engellemiyor tabii ki.

Taş köprü, Üsküp’ün en önemli meydanlarından Makedonya meydanı ile eski Üsküp’ün şehir merkezini birleştiren en anlamlı yapı. En anlamlı diyorum çünkü “Skopje 2014, Makedonya’nın yeni yüzü Üsküp 2014” ismini verdikleri bir proje çalışması hala devam ediyor. Bu çalışmalar çerçevesinde çok sayıda köprü hemen Taş Köprü yakınlarına inşa edilmiş. Yeni yapılan ve Kültür Merkezi, Kütüphane, Müze, Sanat Galerisi gibi amaçlar için inşa edilen binaların çoğunluğunun, Osmanlı mirası olan bölgenin bulunduğu yakaya yapıldığı dikkatinizi çekecek. Ayrıca belirttiğim gibi bir kaç tane de hemen taş köprünün sırasıyla köprüler yapmışlar. Hatta bu şık köprülerin üzerlerini heykeller, ışıklandırmalar ile süslemişler.

Sultan II. Murat döneminde başlayıp, Fatih Sultan Mehmet döneminde tamamlanan (Makedonya Türkleri köprüyü “Fatih Sultan Mehmet Köprüsü” olarak da adlandırıyorlar) Taş köprünün, Makedonya tarafından simge olmaktan çıkarılmaya çalıştığı izlenimini tereddütsüz hissediyorsunuz. Öyle ki yeni projede ismi bile “Roma köprüsü” ve “Justinyen köprüsü” olarak geçiyor. Bunun da bir sebebi var. Osmanlıların kimi yapılarında bulunan kitabelerden Taş köprü üzerinde de bulunan iki tanesinin günümüzde ortada olmaması, yapının kimliği hakkında tespitlerin yapılamamasına yol açıyor. Bu kitabelerden ilkinin 1930 yılındaki bir onarımda, diğerinin ise yine bir tadilat sırasında 1970 yılında ortadan kaybolması ise bir hayli düşündürücü gibi.

Taş köprü üzerinden biraz etrafa bakıp, her zaman olduğu gibi burada geçen hikayeleri hayal edip, köprü üzerinde bir süre önce yıkıldığı için tepki gören mihrabının yanına geldim. Mihrap da, 2002 yılında köprüye bakım yapan işçilerin dikkatsizliği (!) nedeniyle yıkılmış ve Türkiye’nin girişimleri ile yaptırılarak yeniden yerine konulmuş.

Şehrin Kalbi: Makedonya Meydanı

Makedonya Meydanı, Üsküp’ün tam anlamıyla kalbi denilebilecek noktası. Son düzenlemeler yani az önce bahsetmiş olduğum “Üsküp 2014” projesi sonrası çok daha anlam kazanan bir hale getirilmeye çalışılmış. Balkanlarda görebileceğiniz neredeyse en büyük heykeller ve sahip çıkılmak istenen Antik Makedonya’nın tarihine özgü büyük yapılar ya meydanda yer alıyor ya da bu meydandan görülebiliyor.

Makedonya meydanı aynı zamanda bir yaşam merkezi. Kafeler, restoranlar, rengarenk ışıklandırılmış fıskiyeli havuzlar ve su gösterileri Makedonya Meydanı’na hem güzellik katıyor hem de hareket getiriyor. Meydanda bulunan, at üzerinde elinde kılıçla tasvir edilen 33 metre yüksekliğindeki Büyük İskender heykeli, aynı zamanda meydanın da sembolü durumunda.

Meydanda yer alan bir diğer heykel ise tahtında oturarak tasvir edilen beyaz renkteki Çar Samuel heykeli.

Makedonya Meydanına açılan Makedonya caddesi, Maksim Gorki Caddesi gibi caddelerde ise yine keyifli kafe, restoran ve parklar yer alıyor.

Üsküp’te Bir Osmanlı Şehri: Türk Çarşısı

Üsküp’te dikkatinizi çekecek olan en önemli yerlerden biri de Osmanlılar döneminde şehrin merkezi durumunda bulunan ve hayatın burada döndüğü Türk Çarşısı.

Vardar nehrinin Makedonya Meydanı’na göre karşı kıyısında kalan Türk Çarşısı, bize öylesine tanıdık geliyor ki, sanki Türkiye’de Anadolu kentlerinden birindeymişsiniz hissini veriyor. Hatta Türkiye’de böyle sembolik sokaklar neredeyse hiç kalmadığı için burada hala yaşayan kültürel Türk etkisi insanı şaşırtıyor.

Türk Çarşısı, günümüzde turistlerin de en fazla ziyaret ettiği bölgeler arasında yer alıyor. Osmanlı döneminden kalma birçok eski eser bu bölgede yer alıyor. Türk çarşısının tepe noktasında bulunan Mustafa Paşa Camii 1492 yılından beri bölgenin simgelerinden. Ayrıca yine Davut Paşa Hamamı, Sulu Han, Kapan Han, Kurşunlu Han, Çifte Hamam yine bu bölgede bulunan Osmanlı eserlerinden.

Taş Köprüyü geçip Türk Çarşısına giderken yanından geçeceğiniz heykeller ise II. Filip ve Olimpias heykelleri.

Türk çarşısında irili ufaklı birçok dükkandan alışveriş yapabilir, kafelerde oturup Türk Çayı ve Türk Kahvesi içebilir ayrıca ünlü köfte dükkanlarından “köfte&yoğurt” yiyebilirsiniz.

Rahibe Teresa Evi

Rahibe (Anne) Teresa, Makedonya’nın en önemli kişilikleri arasında yer alıyor. 26 Ağustos 1910 yılında Üsküp’te dünyaya gelen Teresa, 1997 yılında Hindistan’da vefat edene kadar insanlık için yaptıklarıyla anılmış, hayırsever misyonerler cemaati kurucusu ve 1979 Nobel Barış Ödülü sahibi Arnavut ve katolik kilisesi tarafından 2016 yılında Azize ilan edilmiş bir kişi.

Rahibe Teresa’nın dünyaya geldiği yıllarda Üsküp, Osmanlı yönetiminde. Yani aslında bir Osmanlı vatandaşı sayılabilir.

Rahibe Teresa Evi, bir görüşe göre burada bulunan ve onun vaftiz edildiği eski bir kilise olan yerde, bir diğer görüşe göre ise doğduğu evin bulunduğu bu yerde yapılan modernize edilmiş ve müze olarak kullanılan yapıya verilen isim.

Makedonya meydanı’ndan Makedonya caddesi üzerinde yürürken görebileceğiniz ve ziyarete açık olan Rahibe Teresa Evi, Üsküp doğumlu Teresa’nın hayatından hikayeler ve objeler içeriyor.

Üsküp Kalesi

Eğer Türk Çarşısı tarafından Mustafa Paşa Camii’ne kadar çıktıysanız, caminin hemen yanında yer alan Üsküp Kalesini de gezebilirsiniz. Üsküp Kalesi’nin tarihinin yaklaşık olarak 6. yüzyıla dayandığı sanılıyor. Sonrasında şehirde egemenlik süren birçok uygarlık kalede bazı değişiklikler yapmışlar. Kale günümüzde onarılmış surlarıyla dışarıdan gayet sağlam görünüyor. İçerisinde bir şey yok. Boş bir alan bulunuyor. Ancak girişi ücretsiz olan kalede, surlara çıkıp yüksekten Üsküp’e ve Vardar’a bakabilirsiniz.

Booking.com

1 YORUM

  1. 3 ay önce havalar bu kadar ısınmadan 2 gün kaldım Üsküp’te. Tarih kokan sokaklarında Osmanlının izinde yürümek oldukça keyif vermişti. Keyif veren bir yazı.

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here