PAYLAŞ

Sokakları gezenler veya sokak sokak gezenler, şehirleri hafızalarına alanlar ve şehirlerin hafızalarında yer alanlar, çok zaman içlerindeki seyahat dürtüsüyle baktıklarını ve gördüklerini paylaşmak için bir çaba içerisindedirler. Böylesi çabalara karşı varolan olanca sempatimle Venedik Karnavalı‘nda maskelerin ardında dolaşan, fotoğraf sanatının seyahatlere iz bırakan bir yüzüyle söyleştik. Venedik, seyahat, fotoğraf ve renkler üzerine.. Melissa Mey kesfet.tv yolculuğuna konuk oldu. Venedik Karnavalı ve Melissa Mey..

Venedik Karnavalı yazısını buradan okuyabilirsiniz

Venedik Karnavalı Zamanından Bahseder misin?

Venedik Karnavalı dönemi her zamankinden renkli ve kalabalık. Ve elbette daha neşeli. Heryerden bir müzik duyuluyor. Akşamları operalar oluyor. Ve rahatsız eden müziklerle değil klasik müziklerle insan kendini cennette gibi hissediyor burada.

Her ülkeden özellikle bu karnavalı izlemek ve fotoğraflamak için gelenler olduğunu düşünürsek renklerin sadece giysilerde kalmadığını da anlayabiliriz.

Kuzey italya da insanlar biraz soğuktur (milano – genova’daki gibi) ama Venedik biraz farklı. Güney italya gibi sıcacık insanlarla dolu. Herkes neşeli ve güler yüzlü. Karnaval zamanı sabah erkenden başlıyor hareketlilik. Yüzlerce farklı kostümlü insan sokaklarda dolaşıp fotoğraf çekiyor ve çektiriyor. Belediyenin kendi kostümlü modelleri olduğu gibi gelen turistlerde buradan maske kostüm alıp kiralayabiliyor.

Neden bu zamanda Venedik ?

Benim hayatımın her saniyesinde fotoğraf var ve bu aslında normal bir turist ya da gezgin gibi davranmama engel olabiliyor. Çok daha yorucu bir kere.

Ben yapı olarakta  feci hırslarla fotoğraf çeken biri olmadım hiç. Oysa bu yaptığım tek şey. İşim, hayatım herşeyim. Ama hiç o tuhaf hırslara bürünen ve başkalarını itip fotograf çekenlerden olmadım. Tam aksi başkasının çektiği kareyi çekmem. Ondan önce bile görüp çekiyor olsam bırakıp giderim. Aynı olanı ne yapayım. Ben, ne başkası olayım ne de başkası ben olmaya çalışsın isterim. Sanat özgündür. Etik olanda budur bana göre. Burada da o nedenle benim adıma pek fotoğraflık bir dönem değil. Düşünsenize dünyanın her yerinden herkes aynı maskeyi, modeli çekiyor.

Ama ben şanslıyım. Modelde benım fotografcı da. Maskelerimi de aldım. Kostumumu de istanbul’dan harika yetenek, modacı dostum Tolga ÇAM’dan aldım.

Onlarca kişi bir maskeli modeli çekmek için çırpınıp itişip kakışırken ben geliyorum. Tripodu açıp çantamdan kostümümü çıkarıyorum. Kameramın karşısınına geçip kendime pozumu verip çekiyorum. Herkes bir anda feci şaşırıp beni çekmeye yönelince de  pelerinimi çıkarıp hoopp! yeniden fotoğrafçı turist modeline dönüşüyorum. Ve maalesef birkaç cekim dışında kimse neyse ki yakalayamadı. Onları da isteyerek bilerek izin verdim. Konudan ayrıldım sanırım. Tekrar  ona dönersek Venedik, kesinlikle görülmeli yaşanmalı. Elbette fotografta çekilmeli. İster gezi, ister anı, ister maske.

Bir Venedikli gibi hissettiriyor mu Venedik karnavalı yoksa daha çok bir turistik aktivite mi gibi geliyor seyahat edenlere?

Ben tüm yollarımda turist gibi hissedemıyorum. Aslında 2  yıl önce çok uzak bir rotada hissettim ki nereye gidersem gideyim heryer benim için sanki hiç ilk değil. Hep bir tanıdık. Hele bir iki gün sonra sanki yıllardır orada yaşamışım gibi oluveriyor. Bu tadını çıkarmıyorum ya da sıkılıyorum demek değil. Ama turist olamıyorum.

Tüm ara sokakları dolaşıyor ve hiç kaybolma korkusu yaşamadan şehre bırakıyorum kendimi. Burada bile iki gün sonra  otelimin yakınındaki tüm restoran ve dükkanlarla selamlaşıp konuşur oldum. Hersey öyle güzel ki!

Venedik Karnavalı bana Venedikli gibi hissettirdi bu yüzden. Aslında siz bir şehre turist gibi davranırsanız o da sizi öyle görüyor. Bu çok kişisel bence. Burada Venedikliler de karnavalı yaşıyor ve içinde. Onlarda her yere maskeler asıyor ve kendileri de takıyor. 7-24 canlı ve yaşıyorlar bu durumu. Ve öyle yapay sadece turistlere özel bir şey gibi durmuyor bana göre. Çok samimi.

venedik karnavalı melissa mey

Venedik’ten iyi bir fotoğraf mı çıkar yoksa şaheser bir resim mi?

Soruyu yanlış anlamadım değil mi? öncelikle neye göre iyi ya da şaheser bilemem ama her ikisi de çıkar.

Bir ressam nefis resimler yaratır burada. Bir fotoğrafçı da enfes fotograflar çekebilir. Bir yazar ne güzel  seyler yazar burada kanalların kenarında oturup kendını bırakırsa o sulara eğer. Şair en güzel aşk ve yalnızlık şiirlerini burada yazabilir. Ve bir beste de çıkar burada, Vivaldi çıkmamış mıydı? En büyük sanat okulları  ressamlar burada degil miydi ? Yani Venedik’de en güzel fotografta çıkar şaheser resimde..

Bugün akşam yemeğinde nerede, ne yedin?

Bu akşam otelin hemen karşı sokağında olan Ristorante Rossopomodora‘da pizza ve kırmızı şarap yaptım.

Burada bol bol Napoli pizzası yıyorum ve bol bol pasta (makarna) elbette şaraplar eşlik ediyor günüme, akşamıma. Ve İtalyan birası üstüne her gün bir jack daniels yorgunluğuma iyi geliyor.

Venedik Karnavalı’nda çektiğin ve “işte bu!”dediğin fotoğrafı, vizörden baktığın an aklından neler geçti?

Açık söylemek gerekirse işte bu dediğim bir fotoğraf henüz olmadı. Selfielerim var ki onları da vizörden bakmadan çekiyorum.

Ama bugün San Marco Bazilikası’nın terasına çıktım. 30-40 metre. Hatta odamın penceresini gören kısmına kadar yürüdüm -ki biraz korkarım yüksekte ve hele ki böyle eski bi binanın çatısındaysanız- Orada herkes aynı yerden aynı kadrajı cekiyor. Öyle komik ki biri birşey çekse diğeri de gidiyor. Ve ben yine istem dışı başka şeyler peşindeyim. Başka açılar, yerler.. Sonra orada duran 4 atın arasından kafamı soktum ve bana gore güzel kareler cıktı. Güzelliği başka kimse çekmemiştir. Çünkü onlara göre ya yanlış kadrajdır ya da gereksiz.

Oysa hep kırık dökük yerlerde bulunur hazineler. Şems te öyle dememiş mi? “Ne varsa harabeler içinde vardır” diye. En degerli taşlar vitrin öncesi nerede?

Sokaklara Melissa Mey olarak bakmayı anlatır mısın?

Sokaklara bakmıyorum sokakları yaşıyorum. Bugünden örnek vermek istiyorum. Sabah erken saatlerde kahvaltı öncesi aldım ekipmanı cıktım San Marco meydanına. Zaten otelden inince meydan. Ve tam ne güzel ıssız bir an yakaladım derken ne göreyim! Sokak fotoğrafcı  kaynıyor.

Allahım  eline kamera alan herkes orada. Bir iki kare çekeyim dedim yok!! Bana göre degil. Bir model karsısında onlarca kişi aynı kare. Evet buraya kadar gelmişim elbette ayıp olmasın diye çektim bende karnaval ama inan tat almadan. Ki zaten fotograflara yansıyacaktır ve sileceğim onları hissettiğimde. Henüz bakma fırsatım olamadı. Sonra herseyi bıraktım otele dönüp bir güzel keyif içinde kahvaltımı ettım. Ve tüm süper fotoğrafçılar aynı meydanda bir kare için birbirlerini  itip kakarken ve şehrinde festivalinde anında herşeyinde tadını çıkaramazken ben kendimi ara sokaklara bıraktım.

Nereye gittiğimi düşünmeden. Yol nereye giderse. Bazen çıkmaz bir sokak oluverdi. Bazen bir kanal. Ama öyle güzel sürprizler sunuyor ki sokaklar. Nasıl bir keyif aldım anlatamam. Dükkanlara girdim. Sohbet ettim. Bir vitrinde maske beğenip denerken eli ayağı birbirine giren genç Venedikli vitrini tuzla buz ederken bile onunla cam kırıklarını toplarken de turist gibi değildim. Tadını çıkarıyorum sokakların. Bazen bir kaldırım ya da kanal kenarına oturdum. Bazen galerileri gezdim. Müzeleri, kiliselere gidip dua ettım. Herkes için. Bazen en popular turistik bir yerde yerken, bazen bir Venedikli gibi  trattorıalarda (lokanta) onlarla yaşadım günü ve geceyi.

Sokaklara önyargıyla bakmıyorum. Dışarıdan bakmıyor içine atıyorum kendimi ama sadece bedensel değil. Sokağın içine girdiğimde ruhumda orada oluyor. O sokağa bakmıyor yasıyorum. Sesını duyuyorum. İçindeki konuşmaları. Güzel bir yemek kokusu geliyor mesela bazen. Ve sokak sakinleri ıle selamlaşıyorum.

Bakmıyorum da daha çok sokağa bırakıyorum MEY i… dışarıdan değıl orada bir obje gibi oluyorum. Eski bir taş.. Yüz yıllık bir duvar mesela.. her anıyı içinde sır saklayan.

Şehir izleri sergimde değerli üstad Ekrem KAHRAMAN çok güzel şeyler yazmıştı ve inanılmaz bir ifadesi vardı benim için. “Mey bir sanatçı olarak günümüzde suç oranları iyice kabarmış şehirlerin neredeyse bütün sokaklarına, köşe başlarını, dükkanların içlerine, apartman ya da mağaza girişlerine yerleştirilmiş görüntü canavarları sokak kameraları gibidir. Bir tür kayıt cihazı gibi önünden geçip giden her imgeyi durmaksızın kaydeder. Öyle ki onun için her geçmiş devinim ya da güncel insani belirti daha anında tarihsel olana dönüşmektedir.”

Şu anda seninle birlikte “uzaktan” söyleştiğimiz, sorulara cevap verdiğin mekanı senin gözünden hem dışarıdan hem de içeriden anlatır mısın?

Odamın sofasındayım. Sofa dıyorum küçük bir odacık gibi. Tam karşımda San Marco Bazilikası var. Kubbesi öyle güzel duruyor ki gün içinde sık sık bakıyorum. Gece uyandığımda sabah uyandığımda.. Hatta çekip sosyal medyada da paylaştım çokça. Sol yanım duvar ve iki güzel elips şeklinde resim asılı ki melek figürleri var. Duvar kağıtları perde herşey tam bir Venedik tarzı. Bu köşeyi seviyorum. Sanırım bu kadar sık otele dönüp odasında zaman geçiren (turist) yoktur. Resepsiyondakiler kesin deli diyordur bana. Gerçi sadece onlar böyle düşünmüyor.

Dışarıdan beni gören yok. Bu güzel.  Karşımda kapalı bir bazilika var. aslında onun o güzelim tarihindeki duvar görüyor . Bazilikayla konuşuyoruz. Coğul dıyorum sebebi küçük prens. Şu an o da yanımda ve  beni ne zaman yazıya dahil edeceksin diye ısrarla soruyor.

Onun bu  soruları  olmasa.. ahhh olmasa..

Melissa Mey, fotoğraf sanatının neresinde, nereye doğru yol alıyor?

İçinde ve bazılarına göre iyiye doğru, ileri yol alırken bazılarına göre yanlış ve basite doğru gidiyor. Bana göre…… sessiz mi kalsam ?

Elbette sanatın içinde olanlar var. ama hepsi değil. Zaman ve sanat tarihi bunu en iyi kanıtlayan olacaktır da… O zaman olacak mı ondan emin değilim. Ama çok sevdiğim bir cümle var “güneş doğduğu sürece umut var demektir”

Eski zaman seyahatnamelerinin fotoğrafsız gizemli bir çekiciliği var benim için. Fotoğraf çekmek ve paylaşmak bu kadar kolay olunca büyü bozuluyor mu sence?

Elbette bozuluyor. Bu herşeyde ne yazık ki böyle. Bende bozanlardanım çok fotograf paylaşıyorum instagram’da ama hepsi telefon ile çektiğim ve gerçek anlamda instagram amacı olan fotograflar.

Anı paylaş. Ben gercekten sadece fotoğraf değil okuduğum iyi bir kitap veya izlediğim bir film ya  da hersey sevdiğim bana göre iyi olan herşeyi  paylaşmak istiyorum. Görsünler ve onlarda yararlansın diye. Elbette hayatım fotograf olunca nasıl paylaşmadan durabilirim ki.

Bazen abarttığımı düşünüp yüklemıyor veya siliyorum. Geçen gün  gittiğim operayı  bir baktım dakikalarca gizli kaydediyorum. instagram için… Bir kaçını yayınladım. Diğerlerini sildim. Sıkmak da istemem kimseyi.

Sanırım az ve öz, her zaman her çağda ve her şeyde daha kıymetli. Değerini daha çok biliyoruz. Bu anlamda bakarsak büyü bozuluyor çoğalınca.

O nedenle  dünyada onlarca edisyon basılırken fotoğraf MELİSSA MEY fotoğrafları  çoğunlukla mono print tir. Bu yüzden fotoğraflarım daha özel. Uğruna çok kişiyi istemeden kırsamda mono bir fotoğrafın 2.3. edisyonunu basmam.

Tek ise tektir. Sanatçı edisyonu vardır ama o da bana ait zaten. Onu bile isteyenler uçuk rakamlar teklif edenler oldu. Ama etik değerler vardır sanatta. Unutulmuş ama benim için varolan.

Kendini tanımlarsan hangi kente benzetmeyi tercih edersin? Neden?

İstanbul derim ben kendime. Dostlarımda beni tanıyanlarda öyle der. İstanbul olmasam yine bir Akdeniz şehri olurdum. İtalya’dan ya da Yunanistan’dan..

Neden İstanbul? O kadar yaşlı hissediyorum öncelikle ruhumu. Öyle yorgun. Ama bir o kadar da çağı yakalamış ve her anı kaçırmayan yenileyen kendini. Dışı ayrı içi ayrı ama aslında hepsi bütün ve ayrılmaz olan İstanbul gibi ruhum. Çok sevilir ama bir o kadar da sevmez çoğu. Aslında kendi yaptıklarıyla nefret eder İstanbul’dakiler bu şehirden. Benden de öyle. Beni sevmeyen kendi sevmiyordur veya ulaşamıyordur bana, nefreti, öfkesi bu yüzdendir.

İstanbul’dakilerde hep şikayet eder. Trafikti  vb… ama onlar yaratır. Şehir değil. Şehirse susar. Sessizce. Acı çeker..  Ama durumu nasıl olumluya çevirir onu bulmayı seçer. Ve herşeye rağmen hep bir şeyi vardır bunları teselli edip güzel kılan mutlu eden. Sonra çok iyi sır saklar bu şehir. Binlerce yılın sırrını. Dostlarım bilirler. Gelip anlatırlar.. dinlerim. Yargılamam. Ve bende kalır. O sırlar ki beni yorar, üzer.. ama içimdedir. Istanbul dışı renklidir. Cıvıl cıvıl içi ise ne hüzünlü ne gri ve karanlık. İyiye iyi … ama kötülük isteyene nasılda can acıtır.

Birde zamansız mekansızdır istanbul. Bir ülkeye ait değil, bir ülkedir bana göre.

Herkes kendinden birşey bulur. Ne doğuludur ne batılı. Bir eli doğuya uzanır diğeri batıya. Bu benim ruhumda da var. bu yüzdendir bol bol avrupa yapar ve öyle yaşarken diğer yanım doğudadır..Anadolu’dur. Gelenekleri bilir ve unutmaz. Sonra hem neşe vardır bende hem bolca hüzün. Ama uzun sürmez hüznüm ve hep içimedir..

Bunu saatlerce yazabilirim ve anlatabilirim… ama öyle yorgunum ki ve sabah çekimim var

“Yola ve yolculuğa”  ne kadar yakınsın ?

Dibindeyim. Her an .. arkadaşlarım bilir. Evde valizler ekipman hersey hazırdır. 5 dk. hazırlanıp dünyanın öbür ucuna gidecek kadar  yola da yolculuğa da yakınım.

Sokakta olmak mı yoksa sokağı seyretmek mi?

Sokakta olup sokağı yaşamak. Seyretmek de var elbet ama içinde…

Senin bakıp gördüklerini en yakın zamanda nerelerde görebileceğiz?

18 Nisan’da.. Sergimde… Öncesi takip ederlerse tüm sosyal medyada paylaşımlarım oluyor her gün her an

Siyah beyaz mı yoksa renkli mi?

Sergim renkli olacak. Siyah beyazlar ayrı proje ve o da yakında…

 

Melissa Mey Kimdir?

Marmara üniversitesi Resim ana sanatı ve Heykel yan sanatında 2000-2004 yıllarında lisans, 2007 ‘de yüksek lisansını tamamladı.

9 yaşında analog kamerasıyla başladığı Fotoğraf sanatına uzun yıllar analog ve compact kameralarla devam edip,2005 ten itibaren DSLR kameralarla çalıştı. Üniversite eğitimi ve resim çalışmaları nedeniyle bir süre sessizce devam ettiği fotoğraf sanatına yurtdışında katıldığı uluslararası fotoğraf yarışmasında aldığı özel jüri ödülü ve “özel göz” ünvanı ile profesyonel anlamda geri döndü.

Mey’in fotoğrafları birçok özel koleksiyonlarda yer almakta ve farklı tarzıyla oldukça beğeni toplamaktadır.

2010’dan itibaren fotoğrafları Türkiye’nin en önemli çağdaş sanat müzayedesinde yer alan sanatçı , birçok karma sergide de yer aldı.

2011 Mayıs ayında “Şehir izleri” adıyla sergi seyahatlerinden, şehirlerden birer iz niteliğinde yansıma ve grafiti ağırlıklı çalışmalardan oluşmuş kişisel sergisini açtı.

Mey’in fotoğraflarının (özgünlüğünün yanında) en büyük özelliği photoshop kullanılmaması, büyük boyutta az edisyonlu özel baskılar ve  seyahatlerinden izler taşıyan hızlı çekimler olmasıdır.

Sanatçı yoğun fotoğraf 
seyahatleri dışında İstanbul’da yaşamakta ve çalışmalarına burada devam etmektedir.

Booking.com

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here