Abant gölü, bir hafta sonu gezisi için planlanacak İstanbul’a yakın en ideal keyif alanlarından biri. Ancak hemen yanıbaşımızda gibi duran bu masal gibi yeri, yani Abant Gölü‘nü çok fazla mı ihmal ettik bilemiyoruz!

Çok fazla seyahat etmenin ve bunu yaşamın tamamına yaymanın, hayat tarzına ve bakış açısına getirdiği olumlu çok sayıdaki farkındalığın yanında, birkaç olumsuz hissi de beraberinde barındırması bazen sıkıcı olabiliyor. Mesela sadece bu nedenle gözünüzün önündekileri geri plana atabiliyorsunuz.

Bazen çoğu kez atladığımız ve haksızlık yaptığımızı düşündüğümüz yerleri aklımıza getiriyoruz. Nedenini çok net bilmemekle beraber bazı yerleri sanki kendimize saklamışız gibi bir tutukluk yaşıyoruz kimi zaman. Masallardan çıkma bir yer olan Abant Gölü‘nü yazmak için de işte böyle uzun bir “özür girişi” yazmak gerekti!

Masallara İlk Adım Abant Gölü

Eski fotoğraflara bakarken az önce buraya rastladım yine. Hayatımın belirli dönemlerini –uzun süreli kalışlar da dahil olmak üzere- geçirdiğim, çocukluğumdan beri bana masalları hatırlatan bu bölgeden bu sayfalarda hiç bahsetmediğimi az önce farkettim.

Sonra bir daha baktım resimlere. Suya yansıyan görüntüleri, karlar üzerinde bıraktığım ayak izlerini hatırladım. Son gidişimde, kuruyan sonbahar yapraklarını ayaklarımızla çiğnerken çıkardığı sesi duymak zorlaşmıştı. Kalabalık bazen onu fazlasıyla yoruyor gibiydi. Öyleyse vakit kaybetmeden hemen bir turlamaya başlayalım.

Küçüktüm, ufacıktım derler ya! Tam da öyle bir zamanda, hayatın şu an bana en uzak gelen yerlerinden birinde, İstanbul’a yakın olmasının da etkisiyle hafta sonu ailemle gezilere giderdik. Abant Gölü‘ne de böyle bir zamanda gelmiştim. İlkokul dönemleriydi sanıyorum ilk gördüğümde buraları.

O zamanlar çok uzun bir yolculuk yapıp geldiğimi sanıyordum buralara. Ya yollar daha uzundu o yıllarda, ya da ben çok küçüktüm dünya üzerinde. Algılarım yanılgılara yol açıyordu belki de.

Hani ilkokulda mevsimleri tanımamız için asılan resimler vardır ya? İşte o resimlerde ki sonbahar mevsiminin gerçeğini ilk burada görmüştüm. Sonraki gelişimde o muhteşem kış fotoğrafı da buradaydı. Burası gerçekten “büyülü mevsimler” diyarıydı. Hayallerimde oluşan görüntülerin tüm yansıması Abant’da adeta gerçek oluyordu.

Zaman geçtikçe daha yakınlaştı Abant bana. Önce okul turlarına dönüştü. Daha sonra da hafta sonu arkadaşlarla gidilen yakın bir destinasyona. Sonrasında ise geceyi geçirdiğim, sabahına harika bir yerde uyandığım şiirsel bir sabah oldu Abant ve Abant Gölü.

Abant gölü

Abant Gölü bir süre sonra işimin bile içine girdi. Yurtiçi rehberlik yaptığım dönemlerde Abant Gölü, buraya misafir gelenlerin hafta sonu veya tatillerini geçirdiği yer olurken, ben orada kalıyor ve orayla çok fazla şey paylaşıyordum. Kendime ait çok zamanlar bıraktım Abant’a. O da bana güzel anılar, hikayeler verdi. Saklamam, biriktirmem için.

Bugün Abant Gölü daha kalabalık. Gelişmişlik ve güzellik, benim anlayışımın dışında insan eliyle olsa da, korunmuş yerlerin en direneni, en sakınanı yine Abant benim gözümde.

Abant’ı ve Abant Gölü‘nü sihirli bir elin koruduğuna, ona dokunulmazlık verdiğine inanıyorum. Tüm kötülük yapmak isteyenlere karşı.

Abant’ın Keşkeleri Var

Keşkeleri var tabii Abant’ın hala. Örneğin keşke bu kadar bilinmeseydi diyorum. Bu kadar tanıtılmasaydı ve hatta yolu bozuk olsaydı!

Gölün etrafında turlarken arabalar olmasaydı, adımların sesini duymaya çalışırken motor seslerini duymasaydık. Fotoğraf çekmek için gölün üzerindeki iskelede sıra beklemeye gerek kalmasa ve hatta insansız fotoğraflar çekebilseydik.

Hafta sonu kalabalıklarına bulaşmasaydı mesela. İstanbul’a bu kadar yakın olmasaydı. Yayla evleri bu kadar yakınlarına gelmeseydi. Ya da onlar sadece ve gerçek anlamda “yayla evleri” olarak kalsaydı.

Abant Gölü‘nün kendine özgü balığı Abant Alası doğal ortamında büyümeyi, yaşamayı haketseydi de korunmaya ihtiyacı olmasaydı. Faytonların bıraktıkları kötü kokular olmasa da sadece doğadaki atların doğal kokuları olsaydı.

Yani Abant, Abant olarak kalsaydı.

Abant gölü gezisi

Abant Gölü Çok Eski Bir Oluşum

Abant Gölü çok eski bir oluşum. Deniz seviyesinden bin üçyüz metre yükseklikte. Heyelan gölü veya çöküntü gölü olarak tanımlanıyor. Tarihi çok eskilere dayanan Abant’ın Hitit döneminden kalma bilgilerine ulaşılmış.

Kimbilir, o yıllarda doğal yaşamın ortasında bulunan cennet köşelerden biri olarak nitelendirmişlerdir belki de.

Abant Köşkü

Abant’da konaklama imkanı sunan birkaç tesis var. Bunlarla ilgili bilgilere turizm sitelerinden veya bu tesislerin kendi web sayfalarından ulaşabilirsiniz. Ama Abant’ın en güzel yapısı -benim için ve hatta sanırım birçok kişi için- Abant Köşkü’dür. Abant Gölü‘nün kıyısında manzaranın tamamlayıcı bir etkisi gibi. Belki de her zaman sadece o olmalıydı.

Abant’da gittiğiniz mevsime göre pek çok şey yapabilirsiniz. Ama her mevsim yapılabilecek en güzel şey yürümek.

Abant Gölü etrafında yürümek yapılacak aktivitelerin en güzeli. Yürümeden Abant’ı hissedemeyeceğinizi, arabayla gezerek çok şey kaybedebileceğinizi ve hatta başka yürüyenlere de çok şey kaybettirebileceğinizi bilin.

Bazı yerler için çok fazla birşey anlatmak, sayfa sayfa yazı yazmak, onlarca fotoğraf eklemek bazen gereksiz bir uğraş yaptığın hissi verir. Yazın nilüfer yapraklarının süslediği Abant ve Abant Gölü, kışın bembeyaz çok farklı bir güzellik elbisesi ile çıkıyor sahneye.

Abant’a kadar gitmişken, Gölcük’e, Örmeci ve Sinekli yaylalarına, Samandere ve Güzeldere şelalelerine ve elbette Yedigöller’e de uğrayabilirsiniz.

Yapabilirseniz hafta sonu değil, uzun bir hafta içinde orada olun. Serin ve belki de soğuk bir havada sımsıcak içeceğinizi göl kıyısında içerken kalın Abant’la başbaşa. Gidin hayallerinizde gidebileceğiniz yere kadar..

Abant Gölü

BİR YORUM BIRAK

Lütfen yorumunuzu girin..
Buraya adınızı girin..