PAYLAŞ

Tümüyle kendimi sıkıntıda hissettiğim bir zamanda, insanın göğsüne stres ve bunaltı dolu baskıların arttığı bir döneme denk geldi Zürih gezisi. İsviçre’nin olanca çekiciliği ve doğal güzelliği yanında, babamın hiç durmadan Zürih’i, harika sokaklarını, Avrupa’nın ortasındaki en güzel göllerden biri olan Zürih Gölünü yıllar boyu köşesinden bucağından anlatmasıyla oluşan, oraya ve o şehre hiç ait olmadığım ama çok yakın hissettiğim bu kente, içimdeki gezgininin hisleriyle gerçekleştirdim bu defa tüm planlarımı. Avrupa’nın çatısına doğru gitme zamanı.

zurih gezisi rehberi

Zürih Gezisi Soğuk Başladı!

Planlarımı yaparken Zürih gezisi için en uygun mevsim hangisi diye uzun uzun düşündüm. İklimsel bir soğukluğun içleri ısıttığı sımsıcak yağlıboya tablo resimlerini hatırlatan görüntüleri görmek için mi, yoksa yaz aylarında o soğuk bilinen ülkenin her yerinden fışkıran yeşilliklerinin binlerce tonunu görmek için mi gitmeli? diye çok kez git-gel yaşadım. Sonunda karar verdim. Evet! İsviçre bir defa değil farklı mevsimlerde en az iki kez gezilmesi gereken, insana sanki iki ayrı ülke hissiyatı veren bir gezi adresi olduğuna inandım bu defa.

Zürih gezisi

İsviçre aslında belki de çoğumuzun gibi benim de, küçük yaşlarımı dolduran bir çizgi filmle hayatıma hayalleri katmıştı. Koyunların peşinde koşan Peter’i, önceleri huysuzlukla yarışan ama sonra yeşilcam filmlerinin babacan “baba, dede” tiplemelerini anımsatan büyükbabası, St.Bernard cinsi köpeği joseph’i (sevimsiz karakterlerini yazmıyorum) ile Alplerin rüyalarını katmadı mı belli bir dönemi yaşayan biz çocuklara?

Bu iki karakterli yükseklerin ülkesine, öncelikle bana her zaman duyguları artıran etkileri olan, beyazlara bürünmüş, karlar altındaki halini görmek isteği ağır bastı.

Uzun süredir uzağında yaşadığım için öncelikle İstanbul’uma ulaşmak gerektiğinden, kısa bir uçuş sonrası geldiğim Anadolu yakasının uçuş noktası Sabiha Gökçen havalimanında, iki saate yakın bir bekleyişten sonra Zürih uçağında yerimi aldım.

Seçtiğim havayolu hakkında memnuniyetsizliklerimle ilgili yazacak çok şey olmasına rağmen, yazının içeriğine herhangi bir olumsuzluk düşürmek istemediğimden bahsetmemeyi tercih ediyorum! (Hangi havayolu olsa gerek bu?)

zürih gezisi

Zürih Gezisi Havalimanında Harika Bir Şekilde Başladı

Normal hava şartlarında ortalama üç saatlik bir uçuştan sonra Zürih havalimanına indim. İlk defa indiğim büyük havalimanlarını – hele ki yalnız seyahat ediyorsam – pek sevmem. Kendimi yabancı hissetme duygusu beliriverir birden. Ancak Zürih havalimanında, uçaktan indikten sonra çıkışa ilerlemek için geçtiğiniz birkaç kapı ve koridor sonrasında, sizi karşılayan ve çıkışa götürecek olan mini metro hattının o turistik etkili havası, vagon içindeki doğadan alınmış sesleri ve İsviçre yerel melodileri ile duvarlarda hızlı giderken gözü çalıştıran ve resimleri hareketli bir film gibi gösteren, çok basit ama çok etkili İsviçre reklamıyla anında sarıveriyor benliğinizi.

Nazik ve güleryüzlü görevlilerin bulundugu pasaport kontrolünden sonra havalimanında kazıklanma duygusunu hissetmeden, Zürih gibi ekonominin küresel boyutta borusunun öttüğü bir şehirde işlem gördüğü için inanılmaz kendimi iyi hissetiğim(!) Türk liralarımı gerçek değerinde bozdurup beni şehire çıkartacak kapının önüne geldim.

Zürih Havaalanından Şehir Merkezine

Havaalanı dışında yüzünü göstermekle göstermemek arasında ikilemler yaşayan bir güneş sızıntısının beni ısıtamayacağını hissederek, beremi ve eldivenlerimi kuşanıp, kabanımın boyun kısmını (gizemli bir imaj için değil) içimde saklı duran üşüme duygusunun katlanılabilir kısmını artırmak için dik duruma getirip kapıdan dışarı attım kendimi.

Ağzımdan çıkan buharın önümü görmek için dağılmasını bekledikten sonra, kapıda duran taksilerden birine bindim. Kalacağım oteli booking.com ile ayarladığımdan, gitmeden önce google map uygulaması olan streetviewer aracılığı ile sanki kalacağım otel ve civarında aylardır konaklama yapmış biri gibi hissediyordum kendimi.

Gerçekten de teknolojik imkanların yarattığı kolaylıkların sayesinde beni hiç de şaşırtmayan bir yol güzergahı, sokak ve otel silüetinin önüne geldim.

Zürih’te Booking.com Üzerinden Aldığım Nefis Otel

Taksiyle Hotel Rothaus önüne geldim. Şehrin merkezinde oldukça küçük ancak modern bir tarzda döşenmiş, inanılmaz sade fakat bir o kadar sevimli otelime yerleştikten sonra hemen odadan dışarı attım kendimi. Ertesi gün yapacağım programın keşfine çıkmam gerekiyordu. Şehrin uzaklık kavramının, düşüncelerimle ölçüşen standartlarına bakmam gerektiği gibi.

Avrupa’nın önemli şehirlerinin tren garları ünlüdür. Öncelikle çevre ve ulaşım hakkında bilgi almak ve bir turizm ofisi bulmak için en doğru adres olan merkez istasyona ulaşmak için dondurucu soğuğa karşı aldığım önlemlerimi artırarak dışarı çıktım.

Navigasyon uygulamamı yürüyüş konumuna ayarlayarak, haritada pek de uzak gözükmeyen istasyona yürüyerek gitme kararı aldım. Biraz göz ucuyla da olsa tabelaları ve binaları kendime iz ve işaret belirleyerek, geri dönüşümü teknolojik imkanlar yanımda da olsa, şarj bitme gibi tehlike arzeden konulara karşı garantiye aldım tabii ki!

Zürih Tren Garı

Beklediğim gibi kısa bir yürüyüşten sonra vardığım, gerçekten büyük ancak modernizmine rağmen bundan önceki yüzyıla ait olduğunu bağıran istasyon kalabalıklığı içinde buldum kendimi.

Turizm ofisine yönelip önce broşürleri inceleme maksadı ile (asıl amacım içeride biraz olsun ısınabilmekti!) oturma gruplarına yöneldim. Şehirde ve ülkede ulaşım ağının ne kadar yeterli ve düzenli olduğunun, toplu taşıma sistemleri uygulamalının ve insana verdikleri önemini bolca yansıtan broşürlerinde, aslında ülkenin tanıtımının ve karakteristik özelliklerinin ne denli başarılı yansıtıldığında tanık oldum diyebilirim. Saniyelerle ölçtükleri zamanlama konusundaki hassasiyetleri karşısında saygıyla eğilmemek elde değil İsviçre’de.

Gezilerimde şehirleri keşfetmek için toplu taşıma araçlarını kullanmanın, gidilen kenti/yeri tanımanın en iyi yolu olduğuna inandığımdan bu hassasiyetlerini ölçmek için bunun iyi bir fırsat olduğunu düşündüm. Ülkede sadece dakikalardan oluşan bir toplu taşıma aracının gecikmesi karşısında oluşan krizlerin efsanevi hikayeleri altında birçok seçeneği bulunan onlarca müze, tren, metro, otobüs, feribot v.s için geçerli ve/veya gün sayısı alternatifli Zürih şehir kartı ile öncelikle ulaşım sorununu hallettim. Daha sonra Zürih gezilecek yerleri gezmek amacıyla kendime bir program çıkardım. Otelimin kafesine oturdum ve detaylı programımı gözden geçirdim.

Zürih Gezisi Zürih Hayvanat Bahçesi ile Başlıyor

Çıkardığım Zürih gezisi programının ilk noktası, sabah erkenden gideceğim Zürih’in ünlü hayvanat bahçesi oldu. Bu noktalar haricinde asıl planım bir yerden bir yere giderken Zürih’de görmediğim yer kalmaması tabii ki. Bu nedenle rotaları buna göre belirledim. Yani Hayvanat bahçesine giderken Zürih gezilecek yerler arasından birçoğunu da aradan çıkarabildim böylece.

Zürih hayvanat bahçesine gitmek için sabah uyandığımda beni bir sürpriz karşıladı. Hiç rüzgar esmeden fındık büyüklüğünde kar taneleri düşüyordu gökten! Hatta bir süre sonra öylesine güzel bir şekilde yağmaya başladı ki, ortaya çıkan manzara dondurucu soğuğu birden unutturdu.

Bir gün önce turizm ofisinden aldığım şehir kartını kullanarak Zürih hayvanat bahçesine ulaştım. Konumu ve hava dolayısıyla iyice ıssızlaşan yüksekliklerin simgesi şehrin bu daha da yüksek noktasında iyice kulak verirseniz kar yağışının o nefis sesi duyuluyor.

Şehir kartımın avantajını kullanarak girdiğim hayvanat bahçesi, sakinlerine huzurlu bir hayat sağlarken bakım yönünden iyi ama çok iyi olduğunu belli ediyor. Hiçbir noktasını atlamadan gezmek isteyişimin asıl sebebi, bu sevimli (!) dostların kar yağışı altındaki yaşamlarından hafızama dakikalar aktarmak istemem.

Hava Buz Gibi, Kar Yağıyor Ama Çoluk Çocuk Gezmelerde

Kar yağışına ve havanın soğukluğuna rağmen bir çok anne ve babanın çocuklarını, hatta bebek arabaları içindeki bebekleri ile birlikte hayvanat bahçesinde gezintiye çıkardıklarını görünce açıkcası hayıflandım. Havanın buz gibi olması ve lapa lapa kar yağması onları çocukları ile birlikte bu keyifli ortamı ziyaret etmekten alıkoymuyor. Gerçekten bambaşka bir şey bu. Ülkemizde en ufak olumsuz bir hava şartının insanların yaşamını nasıl felç ettiğini düşününce birçok şey birden anlamsız geldi!

Bu arada bir hayvanat bahçesinde denk gelinebilecek en sevimli şeylerden birine rastladım. Tesadüf eseri denk geldiğim ancak sonrasında geleneksel olduğunu öğrendiğim kar yağışında gerçekleştirilen “penguenlerin öğle gezisi” seremonisi beni adeta büyüledi. Hayvanat bahçesi içerisinde gezinti yapan ziyaretçiler gibi olan bu sakin ama ciddi ve etrafı dikkatle süzen ifadelerle dolu canlı topluluğunu içimden gelen olanca saygı ve yüzümde o soğuğa rağmen oluşan gülümsemeyle selamladım. Harikasınız ya! Penguenlerin peşinden olanca sessizliği ile hayvanat bahçesi görevlileri ve ziyaretçiler, usul usul penguenlerin bu öğle gezintisi eşlik ettiler.

Vahşi hayvanlara da Türkiye’den selamlarımı sunup, soğuk nedeniyle hızlandırdığım gezimi, hayvanat bahçesi çıkışında yer alan hediyelik eşya dükkanından birkaç hatıra alıp noktaladım. İnanın bana soğuk pek fena!

Zürih’in Işıl Işıl ve Hareketli soğuk Sokakları

Hava kararmaya başladığında binmiş olduğum yerel ulaşım araçlarıyla tren garı yakınlarında indim.

Etraf hava kararmasına rağmen çok hareketli. Saate baktığımda, alıştığım havanın kararma saatlerinden çok daha erken olduğunu gördüm. İçinde bulunduğumuz mevsim gereği saat daha 15:30 olmasına rağmen Zürih’e aksam neredeyse iyice çökmüş durumda. Bizlerin yemek alışkanlıklarından farklı olarak işinden çıkıp evine giden kalabalık, yollarda ve süper marketlerde kurulu hazır yemek standlarından akşam yemeklerini tedarik ediyorlar. Kimi bu faslı ayakta geçiştirirken kimi daha bir organize olmuş bir şekilde aldıklarını evine götürüp iyi bir sofra hazırlamak için yine de hazır yemekleri tercih ediyorlar. Avrupa ülkelerinin çoğunda görebileceğiniz bu kültürel yemek etkisi, beni her gördüğümde şaşırtmaya devam edecek gibi. En güzel sofralar yine bizim sofralar sanki.

Havanın soğukluğunun da etkisinde kalarak tren garının kalabalıklığı arasında yeniden turizm ofisine yönlendim. İçeri girince önce kemiklerime kadar işlemiş soğuğun düşürdüğü vücut ısımın normale gelmesini beklemek çok zaman almadı. Kenarda bulduğum koltuk benzeri eşyaya oturup, hazır ve alınmayı bekleyen broşürleri incelemeye başladım.

Bütün planlarımda Zürih yakınlarında gezilecek yerlerden gidilmesi gereken iki rota daha var. Bunlardan biri Alplerin zirvelerinden, teleferiklerin yolcuğu zincirlediği bir düzene koyan, Engelberg, Titlis ve oradaki Icefly teleferiği ile kendi içinde dönen panoromik teleferik. Tabii ki her zamanki gibi bir “manzaraya bakıp, espresso içmek” keyfini pekiştireceğim “Alplere bakıp espresso içmek “ planımı gerçekleştirmem için en iyi manzara seçeneği gibi!

Kararımı verip broşürde yazanlarla ilgili detayları almak için güleryüzlü İsviçreli turizm ofisi çalışanının deskine gidip gereken bilgileri aldım.Tüm ayrıntıları alarak bahsettiğim rotaya ulaşabilmek için gerekli olan tur otobüsünün de bilet ve detaylarını alıp, iki gün sonra otobüs hareket noktasında buluşmak üzere otelime doğru ayrıldım.

Havanın soğukluğu, akşamında etkisi ile iyice vurmaya başladı. Açıkta kalan son parçam olan yüzümü de gözlerime kadar kapatıp yürümeye devam ediyorum ama sanki havanın soğukluğu ve karanlıktaki etkisi sanırım sadece beni etkiliyor. Zürihliler o kadar rahatlar ki!

Zürih’in Kozmopolit Soğuk Sokakları

Yol üzerinde burnuma gelen güzel kokular neticesinde hemen Zürih gölüne açılan kanalın yanındaki alışveriş merkezi girişindeki restauranta girmek kaçınılmaz göründü bir an.

Yeniden başlayan kar yağışı ışıklandırılmış kanal boyunca harika bir görüntü sergiliyor. Damak zevkimin dışında olmasına rağmen, lezzeti tartışılmaz güzel bir yemekten sonra çok da uzak olmayan otelime ulaşmak sadece on dakikamı aldı.

Bir İngiliz pub’ı şeklinde dizayn edilmiş olan otelin resepsiyon dışındaki ikinci giriş kapısı barından içeri girip, kiosk şeklindeki masalarından birinde tam da cam kenarında yağan kar yağışını ve insanları izlemeye koyuldum. İçimi ısıtacak bir şeyler içerek, seyredilecek ne çok şey var bu küçücük sokakta diye düşünmeye başladım. Samimi söylüyorum bu oturduğum yer Zürih’de en keyif aldığım noktalardan biri oldu.

Bir süre daha oturduktan sonra tabii ki içimdeki gezme dürtülerinin daha fazla rahatsızlık vermesine dayanamayarak, ikinci kattaki odama çıkıp, üzerimi değiştirip soğuğu etkisiz kılacak bir şeyler daha giyip dışarı çıktım. Başladım tekrar yürümeye!

Önce dükkanların dizildiği yol boyunca tren garının tersinde gittim. Çevrede daha çok göçmenlerin bulunduğu görülüyor. İnanılmaz bir kozmopolitlik yaşanıyor cadde boyunca. Sihlhallenstrasse’de bulunan kaldığım hotel Rothaus, bu caddenin tam başında bulunuyor ve gerçekten lokasyon olarak her yere yakın bir konumda. Çevreyi biraz kolaçan ettikten sonra otele geri dönüp, günün yorgunluğunu atmak için odama çekildim.

Lüks Alışveriş Cenneti

Sabah uyanıp otelin içindeki sıcacık salonda kahvaltımı ettikten sonra Zürih’in ünlü markalarla dolu alışveriş çılgınlığının yaşandığı en ünlü caddesine doğru yola çıktım.

Bugün hava çok soğuk olmasına rağmen güneşli. Ama yine bu soğuğa rağmen sabah sporunu eksik etmeyen, yürüyen koşan ve çocuklarını gezdiren Zürihlilerin geçtiği güzergah üzerinden önce bende güzel bir yürüyüş yaptım.

Denizden 406 metre yükseklikte 88 kilometrekarelik bir alan kaplayan ve şehre de ismini veren bu nefis göl kıyısında oturup aldığım simit benzeri yiyecekleri, göl kıyısındaki sessizliği yaptıkları hareketlerin yarattığı su sesiyle bozan kuğularla paylaştım. Öylesine mutlular ki, gölün gerçek sahipleri gibiler.

Bahnhofstrasse isimli Zürih’in en ünlü alışveriş caddesine hayran kalmamak elde değil. Dünyaca ünlü markaların mağazaları, bankalar, saat galerileri, birbirinden hoş kafe ve restaurantların bulunduğu bu cadde Zürih gölü başında son buluyor. Eski şehir isimli tarihi bölümünde birçok hediyelik eşya dükkanı ile çevrenin mimarisi etkileyici ve dikkat çekici diyebilirim.

The Grossmünster – Zürih Katedrali şehrin simge yapılarından biri. Sekizinci yüzyıldan kalma katedral, Romanesk ve Gotik etkilerini barındırıyor. Kulelerinden sunduğu manzara hizmeti size olağanüstü bir kente bakış deneyimi sunuyor. Kafka, Brecht, Lenin, Wilhelm Conrad Rontgen, Albert Einstein gibi tarihi kişiliklerin şu anda müzeye çevrilen evlerinin de burada bulunmasının çok özel ve ayrı bir önemi olduğunu söylüyor size şehrin kuşları!

Çikolata Olmadan Zürih Olur mu?

İsviçre’ye gelip birkaç şeyi tatmadan veya almadan olmaz. Zürih, her İsviçre şehrinde olduğu gibi adeta çikolata kokuyor. Çeşitleri akılalmaz, tatları dayanılmaz. Özel üretiminden tutun, içerisinde aklınıza gelebilecek tüm tatlarla yapılmış çikolatalar mevcut. El emeği göz nuru özel yapılmış çikolataları her yerde bulmak mümkün.

Bir diğer tat ise tabii ki peynir. Peynir dediğime bakmayın siz! O nefis tatlar, peynir mühendisliğinin ve ustalığının, yörenin süt ürünlerine katkısıyla oluştuğu mükemmel lezzetler.

Fondü, denenesi şekillerde sunumlarıyla göz kamaştırıyor. Elime alıp sanki bir simit veya bisküvi gibi peynir yemekten alıkoyamadığım tek şehir burası oldu. “Seni sevmenin ana sebebinin, peynirler olduğunu belirtmem lazım sana Zürih!”

İsviçre ve Zürih denilince saatlerini unuttuğumu sanmayın sakın! Luzern’de daha ayrıntılı bir saat araştırması yaptım. Onu da bir ara yazarım..

Zürih gerçekten pahalı bir şehir. İsviçre’nin en gözde şehri ve finans piyasasına hükmeden durumu olsa da İsviçre’nin başkenti değil. Ama insanların düzeni, disiplini ve olağanüstü saygısı şehre öylesine yansımış ki, yeri geliyor saygıyla eğilmek ve selamlamak istiyorsunuz Zürih’i ve Zürih’in gerçek sahiplerini.

Zürih’de konaklama için uygun fiyatlar ve alternatif tesiler için booking.com’dan yararlanabilirsiniz.

*Yazıda bulunan üç adet fotoğraf © Zürich Tourism tarafından sağlanmıştır. Kendilerine özel teşekkürlerimi sunarım.

Booking.com

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here