PAYLAŞ

Galata Kulesi ve Hezarfen Ahmet Çelebi diye yazdım başlığı. Çünkü hiçbir zaman ayrı olarak düşünemiyorum ki onları!

Galata Kulesi bildiğiniz gibi. Hala ilk yapıldığı yerde İstanbul’u izlemeye devam ediyor(!) Tepesindeki külahı, o kalabalık, karmaşık ve çirkin yapılaşmaya rağmen boğazdan geçen gemilere, haliç köprülerindeki insan yığınlarına ve rüzgara karşı duran şehir kıyılarına göstermek için çabalayıp duruyor.

İstanbul’un simge yerlerinden biri de Pierre Loti Tepesi. Bir İstanbul Gezisi programında mutlaka İstanbul’da gezilmesi gereken yerler listesinde ön sıralarda bulunan Pierre Loti Tepesi ve Hikayesi hakkında bir şeyler okumak isterseniz buraya yazım.

Galata Kulesi Hep Gidilebilir Gibi

Yanıbaşında yaşayıp ismine sahip çıktığımız, nerede olduğunu çok iyi bildiğimiz ve hatta adresleri tarif ederken onları referans noktası aldığımız eserler, yapılar, simgeler vardır. Hani biraz mistik bir şey gibi olacak ama “sanki onlar hep oradadır!” Onların ne zamandan beri orada olduğuyla ilgili aklımızı yormayız bile. Öyle simge olmuşlardır bulundukları semtlere..Hatta isimlerini vermişlerdir.

Böylesi simgelerin her gün yanıbaşında yaşamak, yanından geçmek bizi günden güne, yıldan yıla sanki daha da ilgisizleştiriyor. Onu orada görmek insana sanki “hep gidilebilir” rahatlığı veriyor. Onu bize ait yapıyor ama her zaman bize ait olanlara yaptığımız gibi davranarak sırtımızı dönüyoruz.

İşte bu hep orada olanlardan biri de Galata Kulesi. Tam olarak kimin tarafından yaptırıldığı bilinmeyen kocaman bir simge. İmparatorluk yaşayan bütün büyük şehirlerde olduğu gibi kentin tarihine anlam katan ancak tarihi pek de bilinmeyen bir yapı. Anlatılanların tamamının hikayelere dayandığı sanki bir masal kulesi.

“Semtin ismiyle anılan veya semte ismini veren” tartışmasına girmeden, hemen yanıbaşındayım Galata Kulesinin.

İstanbul’da Galata Kulesini gezmeye geldiyseniz hemen yanıbaşında bulunan sır dolu bir seri daha görebilirsiniz. Bereketzade Ali Efendi Camii. Yazısını buradan okuyabilirsiniz.

Galata Kulesi İhtiyar mı Yorgun mu bilemedim..

Galata Kulesi’ni Kim, Ne Zaman?

Kimin yaptığını bilmiyoruz ama ne zaman yapıldığı ile ilgili bilgilere dalarsak, 500‘lü yıllara gitmemiz gerekiyor. Eğer biraz araştırırsanız Doğu Roma imparatorluğunun Leo hanedanlığı ile Justinyan hanedanlıkları arasında el değiştirdiği yıllarda yapıldığı ile ilgili bilgilere rastlayabilirsiniz.

Kabul edilen görüşlerden biri, 1. Anastasios (veya Justinianus) tarafından fener ve gözetleme kulesi olarak, askeri amaçlarla hizmet vermesi amacıyla yaptırıldığı. Leo hanedanının son imparatoru Anastasios’un yerini belirlediği yapının, aynı amaç ve şekliyle olmasa bile 1500 yıl sonra hala aynı yerde duracağını tahmin ettiğini hiç sanmıyorum.

Yine kabul edilen ilk yapım tarihleri 507 veya 528 olan (Bu yıllar Justinianus’un ve/veya Anastasios’un hüküm sürdüğü dönemlere denk gelmekte.) Galata Kulesi bu özelliği ile bile fark yaratıyor. Çünkü Galata Kulesi “dünyanın bilinen en eski” kuleleri arasında yer alıyor.

İstanbul’un tamamını yakıp yıkan, Doğu Roma İmparatorluğuna bir kaos dönemi yaşatan1200’lü yılların başındaki Haçlı Seferi sırasında büyük oranda yağmalanmış ve tahrip edilmiş olan kule, 1348 yılında Cenevizliler tarafından yeniden eski ve görkemli haline getiriliyor. Sonrasında defalarca yangınlarda, fırtınalarda hasarlar görüyor ancak tekrar tekrar onarılıyor ve yangın gözetleme görevinden, esir barınağına ve rasathane’ye kadar çeşitli amaçlarla da hizmet vermeye devam ediyor.

Galata Kulesinden bakıldığında harika manzaralara tanık oluyorsunuz.

Galata Kulesi’nden İstanbul’a Bakın

Elbette tarihi bu kadar kısa cümlelerle geçerken tam anlatabilmek mümkün değil. Zaten aslında işimiz tarih anlatıcılığı da değil. Ancak gezilecek yerler ile ilgili tarihi bilgiler, bana bir gezgini hayalden hayale taşıma konusunda çok değerli geliyor.

Daha önceleri kulenin tepesinden aşağıya doğru inerken sıklıkla kullandığım, tarih kokan loş ve dar merdivenleri kullandırmadıklarından asansörü kullanarak inip çıkılabiliyor. O merdivenlerden inip çıkan biri olmak artık bir ayrıcalık haline geliyor demek ki!

Hoşlanmadığım turist uygulamaları ile bir çok yerde olduğu gibi yabancı turistlere ve Türk turistlere ayrı ayrı çıkış fiyatları kullandırılıyor. Benim son çıktığım tarihte Türk vatandaşları kişi başı 10 TL, yabancı misafirler 20 TL. 6 yaşa kadar olan çocuklar ise ücretsiz ziyaret edebiliyorlardı.

Galata kulesinin benzersiz manzaralar sunan seyir terasının bulunduğu kattaki kuleyi çevreleyen balkon, çok dar ve haddinden fazla kalabalık olduğundan ve ziyaret edenlerin fotoğraf çekmek için “haklı ilgisiyle” kıpırdanamaz konuma geldiğini hesaba katmalısınız. Yani Galata Kulesi Selfie’si bazen zor anlar yaşatabiliyor.

Hezarfen Ahmet Çelebi’nin Baktığı Yerden

Tavsiyem tabii ki -eğer şanslıysanız- sakin bir saatte, adım adım her açıdan çevreyi izleyerek İstanbul’a bakıp hayaller kurmanız ve sizden yüzlerce yıl önce, sizin durduğunuz aynı yerden kimlerin benzer yerlere bakıp, gördüğü farklı silüetleri hayal etmeniz olacak.

İşte tam bu an bir durun, esen rüzgardan derin bir nefes çekin. Olağanüstü etkileyici bir coğrafyanın merkezinde bulunan ve bildiğimizi sandığımız ama aslında bilinmeyen hikayelerle dolu olan, bugünlerde çoğunluğa “kalabalık bir şehirden başka birşey ifade etmeyen” dünya tarihinin İmparatorluk başkenti olarak anılan bir şehirde yani İstanbul’da olduğunuzun bir farkına varın.

Bu imparatorluklar şehrinde, Galata Kulesi tarih katliamına uğramamış ender yapılardan biri olarak gerçek anlamda hissedilmeyi hakediyor.Galata Kulesinden bahsedip hikayelerinden birinden, hatta en önemlisinden hiç bahsetmeden geçmiş olmam bu satırlara kadar okuyan kimsenin dikkatini çekti mi bilmem ama ben son gidişimde bunun eksikliğini çok hissettim.

“Hangi hikaye mi?”

Elbette Ahmet Çelebi’nin hikayesinden. Nam-ı diğer Hezarfen Ahmet Çelebi’nin buruk hikayesinden. Hani Galata Kulesini bir efsane haline getiren ve o dönemlerde Avrupa’da dahil dilden dile anlatılan “uçan adam”ın hikayesinden.

Biz millet olarak kendisiyle sorunları olan bir topluluğuz. Hani o cehennem fıkrasındaki kazanın başında zebani bulundurulmamasının ve kazanda bulunan Türklerin, birbirlerinin zaten kazanın içinden çıkmasına müsaade etmeyeceklerinin anlatıldığı fıkradaki gibi. Mesela biz süper kahraman hikayeleri çıkaramayız hiç bir zaman. Çünkü yarasa’dan da adam mı olur? diye sorgularız. Gerçekten bir örümcek insanı ısırırsa o insan ellerinden ağ fırlatabilir mi diye televizyonlar da tartışma programları yapar, herşeyden önce genel olarak bir burun kıvırır ve hep birlikte bu tip şeylere inanmayız.

Sahiden Hezarfen Ahmet Çelebi Nerede?

İşte Hezarfen Ahmet Çelebi’de böyle bir hikaye. Biz onun Galata Kulesinden Üsküdar Doğancılar’a kadar uçtuğu ile ilgili değil, o dönem de bu gerçekleşebilir miydi, uçtu mu gerçekten gibi konularla, yani işin magazin kısmıyla daha da doğrusu dedikodusuyla ilgileniriz. Bu nedenle böylesi bir efsane, turistik olarak hizmet veren Galata Kulesinden bile kazınmış gitmiş!

Ahmet Çelebi’nin hikayesinin turistik imaj ve obje olarak kullanılamamasının nasıl bir tutar yönü vardır inanın anlaşılacak gibi değil. Ancak bir anlaşılmayacak olan nokta da milyonlarca kişinin yaşadığı bu şehirde bunu sorgulayan kimsenin olmaması.

Kafe, restoran, bar gibi mekanların açılış ve menülerini şehir kültürü olarak yutturmaya çalışan bol yazar çizerli “şehir medyası”da herhalde bunu bir ara sorar, diye temenni ediyorum!

Bırakın gerçeği, hayal ürünü bile olsa bu efsanevi hikaye ve kahramandan yararlanmayan, yararlanamayan, onu bir hikaye ve bir kültür ürünü olarak sunamayan bir şehir tanıtım yönetimini kabul edemiyorum.Galata Kulesini ziyaretinizde (gerçek veya efsane) 1609 – 1640 yılları arasında yaşamış ve hayatını idealine, hayaline ayıran 1632 yılında 3558 metrelik uçuşu gerçekleştirerek 4.Murad tarafından da ödüllendirilen Hezarfen Ahmet Çelebi‘nin hikayesine bir anlık da olsa dalın, gidin. Onun durduğu yerden Üsküdar’a bakın. Eğer lodos da esiyorsa işte gördüğünüz belki de “o” olabilir.

Hezarfen Ahmet Çelebi’yi kulesinden ayırmayın.

BİR CEVAP BIRAK