PAYLAŞ

Tarsus, gezilecek ve görülecek yerler olarak akıllarda bir anda pek bir resim oluşturmuyor ilk önce. Ya da en azından bende öyle oldu. Ancak sonra anladım ki, Tarsus‘u deyim yerindeyse öyle ihmal etmişim ki! Siz benim gibi yapmayın ve ilk fırsatta Tarsus’u görün ve tadını çıkarın derim! Tarsus gezi rehberi detaylarıyla aşağıda yer alıyor.

Tarsus Gezi Rehberi

Adım Adım Tarsus Gezi Rehberi

Tarsus Tarihi

Tarsus çok eski bir tarihe sahip. Bu nedenle kimin veya kimlerin kurduğu konusu ancak söylencelerle cevaplanıyor. Tarsus’un tarihi 10 bin yıl kadar öncesine, taş ve tunç devrine kadar gidiyor. Bu nedenle resmi bir tarih söyleminin olmamasını normal karşılıyorum. Bazı mitolojik hikayelerin bile Tarsus’ta geçtiği düşünülürse konuyu çok fazla zorlamamak gerekiyor. Ancak yine de en azından şehrin kuruluşu ile ilgili kabul edilen tarihe göre Tarsus’u Asurluların kurduğu düşünülüyor. Antik dönemin ünlü gezgini ve coğrafyacısı Strabon Tarsus’a gelmiş ve Tarsus’tan bahsetmiş. Kleopatra ve Marcus Antonius Tarsus’a o dönemlerde koca bir nehir olan Cydnos yani Tarsus Çayı yoluyla gelmişler. Bir de Hristiyan dünyasının önemli isimlerinden Tarsus doğumlu olan Aziz Paul’de Tarsus’un kadim tarihine birçok anlam kazandırıyor. Ünlü Türk denizcisi Piri Reis eserinde Tarsus’tan bahsederler. Yani Tarsus her dönemde yaşamın devam ettiği medeniyetin sürdüğü bir yer olmuş.

Tarsus Gezi Rehberi
Tarsus Kemeraltı Çarşısı

Tarsus’un İklimi

Tarsus’un da bağlı bulunduğu Mersin‘de iklim, ilin geniş alanı ve konumu nedeniyle farklılık gösterse de kıyı kesimleri Akdeniz iklimi özellikleri gösteriyor. Buna Tarsus’ta dahil. Daha iç kesimlerinde ise karasal iklim daha fazla hissediliyor.

Tarsus’un tipik akdeniz ikliminde yazlar sıcak ve yağışsız, kışlar ise ılık ve yağışlı geçiyor. Bütün bir yıl yağışların yüzde 78’i Kasım ile Mart ayları arasın da meydana geliyor.

Tarsus’a Nasıl Gidilir

Tarsus gezi rehberi’ne Mersin/Tarsus ulaşımı ile devam edelim. Tarsus karayolu veya havayolu ile kolayca ulaşabilirsiniz. Tarsus, Mersin’e 29 kilometre, Ankara’ya 500, İstanbul’a ise yaklaşık 950 kilometre uzaklıkta. Birçok şehirden otobüs seferi bulunuyor.

Adana Havaalanı Tarsus’a yaklaşık olarak 35 kilometre uzaklıkta bulunuyor. Ayrıca Tarsus’a 13 kilometre uzaklıkta bulunan Yenice Beldesi’ne kadar trenle yolu da Tarsus’a ulaşmak için başka bir seçenek.

Tarsus Gezilmesi Gereken Yerler

Tarsus’ta gezilmesi gereken yerler hem tarih hem de doğal güzellikler içeriyor. Kadim tarihinden dolayı Tarsus’un gezilecek yerleri aynı zamanda birçok hikaye barındırıyor.

Antik Yol

Tarsus’un ortasında 1993 yılında yapılan bir temel kazısında tesadüfen ortaya çıkan Antik Yol, adeta iki bin yıl öncesinden bir sahne.

Tarsus Gezi Rehberi

Aziz Paul’den Cicero’ya, Augustus’tan Kleopatra, Marcus Antonius ve Hadrian’a kadar birçok ünlü tarihi isim bu yolu kullanmış. Ortaya çıkarılmış olan yaklaşık 60 metrelik kısmı bile o döneme ait büyük izler barındırıyor. Genişliği altı metreden fazla olan Antik Yolun altında bir kanalizasyon tertibatı bulunuyor. Antik yolun doğusunda sütunlu bir platform ile batı tarafında daha ileri bir döneme ait Roma evi yer alıyor. Ne yazık ki daha birçok şey kentin altında görünüyor.

Tarsus Gezi Rehberi

Kleopatra Kapısı

Tarsus’u bir dönem çepeçevre saran surlarından geriye kalan tek şey batı yönüne açılan bu kapı. Liman tarafında olmasından dolayı “Deniz Kapısı” ismi de verilen kapıya eski gezi yazılarında St. Paul kapısı denildiğine rastlanır.

Tarsus Gezi Rehberi

Bizans döneminin sonları veya Abbasiler döneminde yapıldığı sanılan kapının yerinde daha öncesinde de bir başka eski kapının olduğu belirlenmiş. Kleopatra kapısı, şehrin orta yerinde duran bir tarihi anı olarak Tarsus’a anlam katıyor.

Danyal Peygamberin Kabri

Tarsus’un eski kentinin merkezini oluşturan Makam camii birçok eklentilerden oluşan bir yapı. Cami içinde bir hücre benzeri odada Hz.Danyal’ın mezarı bulunuyor.

Hz. Danyal’ın, Babil Kralı II. Nebukadnezar (M.Ö. 605-562) zamanında yaşamış olduğu rivayet ediliyor. Buna göre; Babil Kralı Nebukadnezar rüyasında İsrailoğullarından gelecek bir erkek çocuğun kendi tahtını sarsacağını öğrenince İsrailoğullarından doğan tüm erkek çocukların öldürülmesini emrediyor. Hz. Danyal doğunca ailesi onu bir mağaraya bırakıyor ve burada biri erkek ve diğeri dişi iki aslan tarafından büyütülüyor. Olgunluk çağına gelince de tekrar kavmi arasına karışıyor ve Yahudileri Babil esaretinden ilmi ve kehanetleri ile kurtarıyor.

Hz. Danyal, bulunduğu yerde bereketi artırmasıyla dileden dile yayılarak birçok çağrı almış ve uzun bir kıtlık döneminde de Tarsus’a davet edilmiş. Bu tarihten sonra Tarsus’a yerleşen ve ölünce de buraya gömülen Hz. Danyal, Tevrat’ta yer alan ve Hz. Davut’un soyundan gelen Yahudi peygamberleri arasında sayılıyor.

Hz. Danyal’ın mezarı uzun bir süre unutuluyor. Hicri 17 yılında Hz. Ömer’in komutanlarından Ebu Musa El-Eş’ari tarafından bulunan bir mezar açılınca büyük bir lahit içerisinde altın iplikle dokunmuş kumaşa sarılı gayet uzun boylu bir ceset bulunuyor. Başından geçen macerayı sembolize eden iki aslan tarafından yalanan bir çocuk figürünün bulunduğu yüzük fark edilince de Danyal peygamber olduğu anlaşılıyor. Bunun üzerine Hz. Ömer, Danyal Peygamberin cesedinin Yahudiler tarafından çalınmasını önlemek için daha derine defnettiriyor ve üzerinden de Berdan Nehrinin eski yatağından geriye kalan küçük bir ırmağı geçiriyor. Çok yakın bir tarihte caminin tamiratı sırasında alt kısımda, suyun giriş yerinde kalın ve muntazam mazgal demirleri ortaya çıkmış. Danyal Peygamberin mezarı bu mazgallardan geçen suyun aşağısında bulunuyor.

Kırkkaşık Bedesteni

Tarsus hareketli bir yerleşim bölgesi olduğundan eğitim-kültür, siyasi ve ticari hayatında geliştiği bir bölge olmuş. Benim de Tarsus’ta en keyif aldığım noktalardan biri Kırkkaşık Bedesteni oldu.

Kırkkaşık Bedesteni‘ni Ramazanoğulları Beyliği döneminde Piri Paşa’nın oğlu İbrahim Bey 1579 yılında yaptırmış. İmarethane (Aşevi) ve medrese olarak da hizmet veren bedesten, cumhuriyet sonrası kapalıçarşı halini almış.

Bedesten’in ismi binanın dış cephesininde bulunan kaşık süslemelerinden geliyor. Buna rağmen bir dönem Beyaz Çarşı olarak da anılmış. İki kapıdan girilebilen bedesten’in içinde yirmi bir oda/bölüm ve yedi adet kubbe bulunuyor. Kule ve dış odalarıyla birlikte oda sayısı yirmibeşe ulaşıyor.

Son restorasyonu Tarsus Belediyesi 2004 yılında gerçekleştirmiş. Bugün bedesten içerisinde el sanatları ile hediyelik işlerin yapıldığı ve satıldığı dükkanlarla yöresel tatların sunulduğu dükkanlarda bulunuyor.

Aziz Paul Kuyusu

Tarsus’ta Antik yola yakın bir yerde yer alan bir kuyu ve çevresi Aziz Paul’un yaşadığı yer olarak biliniyor.

Burada bulunan eski bir mekana ait kalıntıların uzun yıllar ziyaret için kullanıldığı biliniyor. Hristiyanların Tarsus’ta yaşadıkları dönemde kuyunun suyu kutsal sayılıyor ve şifa verdiği kabul ediliyormuş. Bugün bu kalıntı ve evden geriye kalan yaklaşık 21 metre derinliğindeki bu kuyu.

Kültür bakanlığının çevresini kamulaştırıp restore ettiği yer çok sayıda ziyaretçi ağırlıyor.

Eski Tarsus Evleri

Tarih boyunca sürekli yerleşim yeri olan Tarsus’un bu dokusunu bütün şehirde koruyamaması inanılmaz derecede etkileyici bir kentin durmasını engellemiş.

Ancak yine de sağlam kalabilen evlerin bulunduğu ve koruma altına alınmasına rağmen yeni yolların ve imar düzenlemelerinin yıpratıp kısmen de yok ettiği mahalleler bulunuyor.

Güzel kapılı, avlulu nefis evlerin bulunduğu bu sokakları gezmeden Tarsus’tan dönmeyin. Benzerlerini görmek için yurtdışına gittiğimiz eski kentlerden biri de Tarsus’ta bulunuyor. Yapılması gereken biraz hareket kazandırmak, hikayelere eğlence ve dinlence katmak.

Şahmeran Efsanesi ve Şahmeran Hamamı

Eski bir Roma hamamının üzerine yapıldığı tahmin edilen yapının giriş kapısı üzerinde yer alan kitabede 1873 yılında Mir Mahmut Galip tarafından onarıldığı yazıyor. Sonrasında da defalarca onarılan yapı son haline ise 1990 yılında getirilmiş.

Dar ve basık geçitlerle kurnaların olduğu alana geçilen yapının Şahmeran efsanesinin ana mekanı olduğu söylenir. Dilden dile yöreden yöreye anlatılan Şahmeran efsanesini bir de Tarsus’ta şöyle anlatılıyor; “Yılanların şahı olarak bilinen insan başlı, yılan gövdeli Şahmeran’ın Cansab adında bir gençle olan hikayesini konu edinen bu anlatı, Tarsus ve yakın çevresinde bilinen ve en çok anlatılan hikaye olmuştur. Kurgusunda kısaca dostluk ve verilen bir sırrın istenmeyen olaylara dönüşmesi ve ihanetin sonunda da ölümün yaşanması anlatılır.

Arkadaşlarıyla birlikte odunculuk yapan Cansab’ın bal almak için indiği bir kuyudan Şahmeran’ın yaşadığı yer altı dünyasına inmesiyle başlayan hikaye, arkadaşlarının ihanetiyle birleşip Cansab’ın Şahmeran’ın ülkesinde kalmasıyla devam eder. Ardından yılanlar onu yakalayarak Şahmeran’ın karşısına çıkarırlar. Cansab başından geçenleri anlatırken, Şahmeran da kendi sırlarını Cansab’a anlatır. Ancak Cansab’ın bunları yeryüzüne taşımasından çekindiği için zoraki misafir etmeye başlar. Uzun bir süre burada yaşamaya çalışan Cansab’ın yalvarmalarına daha fazla dayanamayan Şahmeran onu serbest bırakmaya razı olur. Fakat gördüklerini anlatmamasını ve hamama gitmemesini öğütler. Aksi halde vücudunun yılan derisine dönüşeceğini ve Şahmeran’ı gördüğünün böylelikle anlaşılacağını söyler.

Cansab geldiği yerden geri döner ve uzun yıllar yaşadıklarından hiç söz etmez. Fakat ülkesinin hükümdarının bir süre sonra hastalanması, bu hastalığın çaresinin ise Şahmeran olması durumu değiştirir. Askerler ülkede Şahmeran’ı görenleri aramaya başlarlar. Üstelik bunun hamamda yıkanırken ortaya çıkacağı bilindiğinden de padişahın adamları tüm insanları teker teker hamamlara götürerek yıkanmalarını sağlamaktadır. Cansab bu kötü sınavdan kısa bir süre saklanarak kaçmayı basarsa da, sonunda yakalanıp şehre getirilir. Yıkanırken de tüm sırrı ortaya çıkar ve vücudu bir anda yılan pullanyla kaplanır. Bunun üzerine Cansab ikna edilerek Şahmeran’ın yeri söyletilir. Kısa sürede yakalanan yılanların şahı Tarsus’taki Şahmeran Hamamı’nda öldürülür ve üç parçaya ayrılarak padişaha sunulur. İyileşen padişah Cansab’ı vezir yapar, ama efsaneye göre dünyadaki yılanların hiçbiri henüz bunu bilmemektedirler ve öğrendiklerinde tüm insanlara saldıracaklarıdır.”

Tarsus Şelalesi

Sanırım Tarsus’ta böyle bir görüntüyü beklemiyordum. Burayı görünce öyle etkilendim ki. Nefis bir yer burası. Tarsus’un cennetten bir köşesi adeta.

Bizans imparatoru Justinyen (M.S. 527-565) tarafından ırmağın yatağı değiştirilirken, aslında Roma dönemi sonlarına dek kullanılmış nekropol alanında geniş ve yüksek bir çağlayana dönüşmüş. Kenti su taşkınlarından korumak için yapılan bu çalışma sonunda bugün yaklaşık 15 m. yükseklikten dökülen su, özellikle kış ve bahar aylarında karların erimesiyle nefis bir görüntü oluşturuyor. Sıcak günlerde serin bir kaçış noktası olan Tarsus şelalesi mesire yerinde restoran ve seyir terasları bulunuyor. Araplar Kydnos ırmağına soğuk su anlamına gelen “El-Baradan” ismini vermişler. Bu isim günümüze kadar değişime uğrayarak Berdan olarak gelmiş.

Irmak hakkında aktarılan ilginç bir bilgi de, şifalı olarak bilinmesine rağmen buradaki suyun bazı kişilerin başına istenmeyen işler açtığı gerçeği. Örneğin Büyük İskender’in Kydnos’da yıkandıktan sonra zatürre olduğu ve bir daha da iyileşemeyerek kısa bir süre sonra Suriye’de öldüğü anlatılır. Yine Halife Memun’da aynı akıbet sonucu Tarsus’ta ölmüş ve Tarsus’a gömülmüş. Kadim bir kentin derin öyküleri var tabii

Tarsus Ulu Camii

Tarsus Ulu Camii, Cami-i Kebir ya da Cami-i Nur diye de biliniyor. Etrafındaki türbe ve imaret, kuzeydoğusunda ise 1895 yılında eklenen saat kulesi ile büyük bir külliye görünümünde farklı bir eser.

Caminin yapımı yine 1579 yılında Ramazanoğlu Beyi Piri Mehmet Paşa’nın oğlu İbrahim Bey tarafından gerçekleştirilmiş. Ancak inşa alanında muhtemelen roma döneminden kalma büyük bir mabedin olduğu, yapıda kullanılan devşirme malzemelerden dolayı belirlenmiş. onun dışında caminin ilk evresi Harun Reşit dönemine 788 yılına tarihleniyor. Caminin doğu duvarına bitişik türbede Hz. Şit, Hz. Lokman Hekim ve Halife Me’mun’un sandukaları bulunuyor. Cami mihraba paralel uzanan üç sahınlı bir plana sahip. Kuzey cephesine bitişik, iç hacminin yaklaşık iki katına ulaşan revaklı avlunun ortasında bir şadırvan bulunuyor.

Yine avlunun kuzeydoğu ve kuzeybatı köşelerinde iki minare yer alıyor. Bunlardan kuzey-batıdaki yapıdan ayrı ve üzerindeki bir kitabeden 1363 yılında yapıldığı ve başka bir camiye ait olduğu anlaşılıyor. İkinci minare ise, 1895 yılında saat kulesi olarak dönemin valisi Ziya Paşa tarafından yenilenmiş.

Benim gördüğüm en ilginç ve bir o kadar da etkileyici camilerden biri. Ulu cami Tarsus’un tarihi açısından da çok ama çok önemli bir eser.

St. Paul Kilisesi Anı Müzesi

İncil’de iki kez Tarsuslu olduğunu yineleyen St. Paul adına değişik dönemlerde kiliseler yapıldığı biliniyor. Ancak bunlardan herhangi bir iz bulmak mümkün olmamış.

Tarsus’ta bugün St.Paul adını taşıyan tek kilise ise, kentin güneyinde 20. yüzyılın başlarına kadar Hıristiyan cemaatin yaşadığı Cami-i Nur Semti’nde bulunuyor. Yapım tarihi kesin olmamakla birlikte 18. yüzyılın son çeyreğinde ve doğu batı yönünde, üç sahınlı olarak inşa edilmiş bir kilise olan St Paul kilisesine girişi batıdaki revaklı bölümden sağlanıyor.

Uzun dönem askerlik şubesi olarak kullanılan ve günümüzde restorasyonu yapılan binanın üzeri kırma çatı ile kapatılmış.

Booking.com

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here